Bir dolu kelime

Friday, May 25, 2007 | |

Kalbim dağınık
Gözlerim duymuyor
Beynim gezintilerde
Içim görmüyor
Tenim yanaşma
Uykum yok
Uyku gerekli

Saçmala saçmala saçmala.. Ses, his, tını...neden, yanlış, doğru, uyku, yatak, dağınık, valiz....

ben bensiz
sen muamma
muamma ortalık
ortalık saçılmış
saçılmış savrulmuş...

S, güzel, S gibi güzel, Sekiz var Dokuz yok. Dokuz sevimsiz, Beş meşrep...Oyun, müzik, gitme, isim, sıfat, uyarı...
Düzenek, rejenere, ruh, o da ruhsuz, soru
Duvar, yankı, boş, gölge, foto, ani, sarıl.

Sus ki sensiz
Sus ki sessiz
Anlamsız gecesiz
Siz ve biz
İkilemde gibi
Severiz.


Share/Bookmark

R&R

Thursday, May 24, 2007 | |

Rejenere olayı var bir de. "She-LA Rejenere" diye bir akım başlatabilir miyim içimde?
İnsanların rejenere olmadığını düşünenlere kılım bu aralar. Bence en büyük rejenereyi insanlar oluyor zaten.

Neymiş, bacağımız olmadığında rejenere olamıyormuşuz. Sokarım bacağına. Ulan kalplerde rejenere bizden daha iyi olan var mı?
Ruhsal rejenerasyonlar adamdan sayılmıyor mu yani?
Yüzlerce kez ruhsal rejenerasyonlar olmasak, gülmemiz bile imkansız olurdu.1 kezden başka aşık olmak da mümkün olmazdı.
Ruhsal rejenerasyona "unutma" diyorlar ama bence bunlar farklı. Rejenere olunca illa o yeri unutman gerekmez. Kapanır ve tertemiz olur. Yeni dokunuşlara, konuşmalara, sevişmelere açık olur. Yeniden bunları yapabiliyorsan ya da yapabileceğini düşünüyorsan, yine içinden bir şeyler akabiliyorsa, heyecanlanıyorsan bu akımla, fiziksel rejenerasyona bile açıksındır hatta.
Aslında çoğu zaman fiziksel rejenerasyona gerek bile de yoktur.

Dokunurken ruhsal rejenere yaşamamış olanlar, kandırırlar.Yalan da söylerler. Rejenereyi dıştan etkenlerle tamamlamış gibi olurlar. Solucanlara daha bile çok benzerler.

Asıl önemlisi rejenerasyon sonrası belki de. Umut rejenere sonrası mı?

Share/Bookmark

333

Sunday, May 20, 2007 | |

Çok ilginçtir.. Ben tam 1.5 senedir yazıyorum bloga veee, 333. post 18. ay yıl dönümüne denk geldi. Seksi de bir rakam şimdi.. Kutlama filan yapalım diyeceğim ama, bulamadım kutlamalık yazı. Ben yine kendi halimde yazacağım sanki..

Bu şarkıyı ne zaman dinlesem ben yine Norveç yıllarına uçaaar giderim.(Tracy Chapman-Give me One reason) Snikkarbua'ya.. Snikkarbua bizim non-profit student run cafemizdi, sadece cumaları çalışan ve de parası SOS köylerine giden. Benim kampüs sorumluluklarımdan biri olduğundan, ben her cuma ya kek, tost, cheesecake yapanlardan olurdum, ya da orada çalışanlardan. Çalışmadığım haftalarda da bir şeyler yemeğe giderdim. Hep Tracy Chapman, Alanis Morisette ve Norah Jones tarzı çalardı. Hatta birebir onlar..Hatırlıyorum da 7 NOK'a bir dilim cheesecake, 5NOK'a normal kek, 5NOK'a sıcak çikolata ve yine 7 NOK'a tost satardık.

Benim tostlarım ve elmalı keklerim meşhurdu. Sonradan bir de annemin cikolatalı kek tarifi de eklenmişti bizim menüye. Buz gibi soğuk cuma gecelerinde giderdik oraya ve içeri girer girmez yanardı insanın teni yaşanan ısı farkından. Az korkmazdım kek yaparken yine hassaslık yüzünden yangın alarmı çalacak diye. Bahane arıyormuşum korkmak için belki de..

Artık o kadar korkmuyorum her şeyden. Hala korkuyorum ama daha farklı... Şimdi ya hiç adam gibi sarılacak insan bulamazsam diye korkuyorum, hala yatağımın altında duran canavardan korkuyorum-o hiç değişmeyecek galiba-, giderler diye korkuyorum giden bir çok kez ben olurken*gitmesinler diye de önce kaçıyorum belki...

Pek sonlarını getiremiyorum yazıların bu aralar..Yani bir yarım kalmışlık duygusu basıyor her yazının sonunda. Ama öyle canımı çok çok sıkan bir şey de yok...Sanırım..

Şiir hediyem olsun 333 hatırına :P


YILGIN

Bir sargın umut yakaladım onu kuşandım
Serin mavi bir gökyüzü buldum onu kuşandım
Denize doğru sokaklar gördüm onları da kuşandım
Üstlerine üstlük seni kuşandım
Tedirgindim namussuzdum deli deliydim
Uslandım.

Üç dilim kavun kestim birini ben yedim
Kavundan üç dilim kestim birini yedim.
Birini sana ayırdım kadın al birini sen ye
Sabah olsun sabah olsun ilk işim bu
Öbürünü götürüp civcivlere vereceğim.

Senin bir yönün var orada durur yaşarım
Bir de acun var ben içindeyim
Ben içindeyim tüm itlikler sahanda yumurtalar
onun içinde

Orospular içinde Hurşit Bey içinde sen içindesin
Üç dilim kavun kestim birini sen ye
Kabuğunu at Hurşit Bey'i at itlikleri at

Durup durup sana sesleniyorum.

-Turgut Uyar


Share/Bookmark

Hi hu!

Friday, May 18, 2007 | |


ShineOnYou'da bir ilk yani...Dedim benim neyim eksik,20.5yaşına da gelmişim, ben de yemek yapabilirim...
Aslında tam da öyle olmadı...:) Daha çok annem "hadi gel yemek yapalım, bak çok güldürücem seni" demesiyle başladı her şey... Yoksa ben daha çok evin dış işleriyle ilgiyimdir, oradan oraya koşar giderim bir kaç iteleme sonucu :P

Canım sıkkın gibiydi böyle, aynı boşluk yine...Ama sonra yemek yapmaya başlayınca cidden çok eğlendim.
zaten dün geceden beri çok hamaratım...Çay bile ikram ettim teyzemin misafirlerine ki, benim böyle bir şey yaptığım sayılıdır filan...
Yemek işi sardı beni ama, kek filan yapmayı zaten severim de :)


Şimdiiiii.... Ben bugün anneannemin tarifine göre, annemin koçluğunda zeytinyağlı dolma yaptım. Tarifini de yazıyorum, belki fırsat olursa bir gün yaptığımda yersiniz :)
Malzemeler:
1-2 soğan
zeytinyağı
4domates
1 paket kuş üzümü
1 paket künar
1 bardak pirinç
3-4 tatlı kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz
Kuru nane
Tarçın
Su
Dolmalık biber





Yapılışı:




İçi için,
Soğanları rendeleyip ya da ufak ufak kesiyoruz, zeytinyağıyla birlikte tavada pembeleşinceye kadar karıştırıyoruz. Hafifi pembeleştikten sonra yıkadığımız 1 bardak pirinçi ekliyoruz. (Bunun ölçüsü isteğe göre değişebilirmiş.) Biraz karıştırıyoruz, hafif pişince, rendelediğimiz domatesleri ekliyoruz, domates suyunu biraz çekinceye kadar karıştırarak bekliyoruz. Ardından yavaş yavaş kuş üzümü,künar, tuz, şeker, kuru nane (bol naneli güzel oluyormuş, ama tabi yine zevk meselesi, göz kararı koyabilirsiniz), tarçın koyuyoruz. Karıştşrdıktan sonra biraz, 1 bardak suyu döküyoruz üzerine. (Bu suyun ölçüsü önemliymiş. Kaç bardak pirinç olursa o kadar su eklenicekmiş tavaya). Suyunu çekene kadar dibi ni de tutmasın diye karıştşrarak pişiriyoruz. Sonra biraz soğuması için beklemeye alıyoruz.
Dolmalık biberlerin kafalarını :) kesiyoruz biraz, tam kesmiyoruz ve içini temizliyoruz. Yıkıyoruuuuzzz..


Bu süre içerisinde zaten önceden hazırlanmış olan iç yeteri kadar soğumuş oluyor. Ve içlerini iyice doldurup, ağızlarını da kapatıp, tencereye güzelcene yerleştiriyoruz, bir bardak da su koyuyoruz ve üzerini bir tabakla kapayıp, ocağa koyuyoruz :) Hafif kısık ateşte pişsin ki, dibi tutmasın, sonra onca emek boşa gider.



Sonra onlar kendi hallerinde pişiyorlar. Biz o pişerken biraz msn e giriyoruz, sigara, kola filan içiyoruz. kitap da okuyabiliriz, mesajlaşma, sarılma, öpüşme, geyik, başka yemek filan artık ne isterseniz. Orası beni hiiiç alakadar etmez :)

Pişiyor ve de soğumasını bekliyoruz.. Vee tadaaaaammm.. Servis yapıyoruz. Gururla yaptığımız yemeğe bakıyoruz. Heyt be ben neymişim filan da diyebilirsiniz güzel olursa, ki ben dedim. Süper yapmışım valla...
Parti girl filan gibi duruyorum, hatta çok da dağınık olabilirim ama, aç bırakmam yani :) Kıskananlar da çatlasın bu hamaratlığımı. Yemeğı kıskananlar içinse...Ben sizlere de yaparım canlarım, merak etmeyin.

Afiyet şeker olsun.


Share/Bookmark

Ben'imse

Wednesday, May 16, 2007 | |

Hiç yazasım yok bu aralar. Yani sadece yazmak değil de, konuşasım da pek yok mesela, kitap okuyasım da, televizyon ve/veya film izleyesim de...

Öyleee garip bir boşluk var tarif edilmez. Hangi kelimeyi koyarsam koyayım bol duruyor ya da belki dar geliyor. Kısacası şöyle veya böyle tam oturmuyor.


Yeşil koltuğun üzerinde oturup kahve-sigara yapmaktan başka canım pek de bir şey yapmak istemiyor. Konuştuğumda da kendimi tekrar ediyorum rastgele dağıtılmış, belirsiz aralıklarla. Hafif bozuk plak misali..Anlatacağım çok şey hem var hem yokmuş gibi.

Belki geldiğime sevinmemiş gibi görünüyorum uzaktan, ama öyle de değil işte. Daha çok tam olmak istediğim yeri bulamamışım sanki.



Garip bir kaygısızlık, üşengeçlik..



Dünyadaki herkese 6kişilik daireler içerisinde bağlıymışız. Benim ilk 6 kişilik dairemin hangisinin ne'si kımıldadı da şu an hayatımda bulunan insanlar 6nın katları oldu acaba.. Ya da gerçekten 6nın katları kadarlar mı? 6 ve 6nın katları çok mudur ki? Kaybedilenlerin yeri hemen yeni bir titreşimle dolar mı? Titreşimler sürüyor mu şu an mesela...Gereksiz bir merak..


Öyle öyle absurd sorular.. Hem de dolusu... Ben böyle sürekli bunları söylesem ya da aklımdan geçirip sussam, ama birisi gelip absurdlerin psikanalizini yapsa mesela.. Ama öylesine sadece kendisi anlamak için...Ben benim, ben ben'e yakınım, ben ben'den uzak değilim...ama ben bu aynı ben'i ara ara ben anlatmadan benimsesinler de anlasınlar istiyorum...


Ben
Ben'im
Ben'i
Ben'imsersen sen
Aslında
Ben mi
Olmuş olursun?
Yoksa ben mi
Sen?...

algun dia se aprobara legalmente la ejecucion de los sueños sin leyes ni tabues

que prohiban el cumplirlo sin remordimientos ni conciencias rotas

la llegada inminente del surrealismo puro esta en pie

seamos libres de nuestra propia hegemonia onirica. *

*One day, realization of dreams will be approved without law and taboos
Which prohibits the completition without remorse and broken conscience
Immediate arrival of pure surrealism is at the door
We are free of our own oniric hegamony.

Share/Bookmark

Ev halleri

Thursday, May 10, 2007 | |

Sonunda evdeyim ya, televizyondaki reklamları dikkatle izliyorum. Herkes reklamda kanal değiştirir, ben oturup reklam izliyorum, yeni neler çıkmış diye.
Şu anki favorim Pınar sosis reklamı. O küçük kızın bilmiş bilmiş, "Kaç yaşında buu? Maşallah maşallah" demesi çok hoşuma gidiyor. Diğer reklamlardan ilgimi çeken pek olmadı henüz.
Programlara gelince, neredeyse hiç biri değişmemiş. Yani aynı senaryonun sağı sol, solu sağ, önü yan olmuş hali filan.
Sabahları da sabah programları var zaten, izlemiyorum bile. Onun yerine oturup kahve içerek, kahvaltı keyfi yapmayı hiç bir şeye değişmem valla. Bugün yapamadım pek gerçi, sular kesikti (N'olursunuz sularınızı dikkatli kullanın, şaka değil artık bu! susuz kalıp çöl olacağız, masal gibi dinleyip uyumaktan başka bir şey yapmaz durumdayız.)
Sabah Seda Sayan hala ekrana çıkmaktan sıkılmamış, ben onun çıktığı kanalı görmeden geçmek için çaba vermekten bıktım, o göbek atarak telefon numarası vermekten bıkmamış gibi galiba. Görmedim göbek atıyor mu hala daha ama :)
Başkaaa... Binbir Gece furyasına devam galiba... Ya çok ciddiyim benim Şehrazat'la Onur gibi bir ilişkim olsa sıkıntıdan patlar, adamı boğazlardım.. Ne o yaa... Romantizmin de bokunu çıkardılar...Sonra bana gelip soruyorlar, sen hiç romantik olmaz mısın, olanlarla da erkek gibi dalga mı geçersin diye... Evet dalga geçerim...Koyun güzel örnek..Geliyorum gidiyorum aynı cheesy konuşmalar falan filan... Yaratıcı olun, yaratıcı romantik olun... Spontane olun birazcık..
Bundan 2 ay önce filan, Richmond'daki arkadaşlarım istediğim tipi bulmuşlardı zaten. Spontaneously romantic asshole from the Mediterranean.. :D

Ama tabi bir de şu var.. Hani etraftaki insanlara bir anket yapsanız da sorsanız, yüzde 60 ı Discovery izliyor, bir de cnbc-e ve soft rock-alternatif dinliyor... Yok canım ...
Diyelim ki rakı içiyorsun, sövüceksin eski/yeni sevgiline. Bunu arkada çalan Coldplay, Radiohead, Muse, Pink Floyd (Ben de bu grupları aşırı seviyorum, dinleyenlere de bir şey demiyorum zaten, lafımı düzgün anlayın lütfen) la mı yapmayı planlıyorsun?
Bir kere olmuyor. Koyacaksın gayet kro bir müzik.. koyarsın da zaten..Bunu saklamanın anlamı yok.. Sonuç olarak, sen başkalarını kandıramazsın hayatım... Hiç kimse öyle çok coolluğa bulanmış, başka da bir milimetre bile ilerlemeyen tipler değildir. Ama bunu gerçekten rahat rahat söyleyebilenleri gidip alnından öperim ben. Ne var yani..

Bir de, dikkat ederseniz, medya tamamen halkın duymak istediklerini söyler.. Uyumak isteyenleri uyutur. Uyumak istemeyenler için gece 12 civari konulur tartışma programları, siyasetle ilgili programlar, eleştiriler filan. Dün TV8 de Türkan Saylan vardı mesela ve çok güzeldi, dedikleri de bence gayet mantıklıydı. En azından eleştirisel bile yaklaşılacak olsa, izlenince bir şeyler anlatan bir programdı.. Saat kaçta? 12-1 civarı...
Ya öyle işte...

Aydın yanıyor...Çok ciddiyim yanıyor. Ölüyoruz sıcaktan. 33 derece filan. Annemin-belki anneannemin bile olabilir- eski uzun geceliklerinden giyip giyip kendimi o koltuktan diğerine, o yataktan buraya atar oldum. Bu ne ya? Mayıs ayındayız, lütfen. Balkonumuz da yok ki bizim gidip balkonda yatayım. Dışarı çıkınca üstümü başımı yolup atasım geliyor. Ben evde oturur, bir elimde dondurma, bir elimde sigara, su filan gezinirim. Kimseyi de alakadar etmez bir kere :P

Son olarak da, bir şarkıyla yazımı bitireceğim :) Boş gezenin boş kalfası olarak yazmak da eğlenceli bir şeymiş ayrıca, çok hoşuma gitti. Neredeyse unutuyormuşum. Arada suçluluk hiissetmeye kalkacak oluyorum, sonra tatilde olduğumu hatırlayıp içimden kahkaha atarak tekrar kendimi yatağımın üzerine atıyorum. Çok eğlenceli.
Share/Bookmark

Ora?

Sunday, May 6, 2007 | |


Gitmek.
Git.
Yok ben sevmiyorum gidisleri. Yine 2 sene gecti. Yine en yakin arkadaslarimdan ayriliyor olacagim ben. Insan akilli olup, daha cok kendi doneminden olanlarla arkadaslik eder. 2 ust sinifta olanlarla degil. Sonra ozlersin onlari... Onlar buyuk adamlar olma telasi icine girerlerken, sen hala daha "college student" gorunumundesindir. College student olmayi bir sey sanar bazilari da.. Sense onlari biraz ahmak gorursun. Sen de olsan ya buyuk adam olma telasi icinde. *Gidisleri hic sevmiyorum. * Cunku duygusal yorgunluk tasiyorlar. Keske hoscakal filan demeye gitmeseydim Balu, Mike, Tania ve Mehrab'a.. Bir de Dilyana var. O buyuk adam olma telasi icinde degil henuz. Ama yeni yerler gormeye gidiyor. Askim dedi bana az once:).. Neyse en azindan sevgilisini gorecek o yazin. Sonra daha fazla uzulmeyelim diye, "git" dedim ben ona. Gitti.
Telefon acti. Agladi.
Hepsi yine baska yerlerde olacaklar.

E ben?
Ben de baska yerde olacagim. "Baska" ya da "baska olmak".."Baskalasmak".. Bazen bana "baska olmak" ve "baskalasmak" birbirinden cok farkli kelimelermis gibi gelir. Oyle midirler gercekten acaba? Ben burada kaldigimda da, onlardan "baska" yerede olacagim. "Burasi", "Orasi " olacak.. Sonra ben burdayken onlar "orada " olacaklar. "Ora" ayni zamanda ev de olacak. Sonra oraya vardigimda yine duzenler altust..
E hani ben bir an once burdan kalkip gitmek istiyordum, finaller gelse diye dua eder olmustum? Bitti sinavlar.

Esyalar toplu. Yastik yok, yorgan yok, sac kremi yok.. Hepsi kolilendi, gonderildi. Yagmur da yagiyordu. Niye inatlasip havayla "hoscakal" demeye gittim ki ben simdi?
Ya onlar sonradan cok "baskalasirsa"?
Ya sarilislari degisirse de guzel sarilmayi unuturlarsa..?
Ya evdekilerin sarilislari degismis ise? Yine mi alisma donemine girecegim? "Reverse homesickness" gibi bir sey. Benim "homesick" degil tamam olarak. Ben "home" u "home" yapan ogeleri , insanlari ozlerim. Cok degismisler midir evdekiler?

Icinde tasidigi laptobu calismayan laptop cantam, bavulum ve ben haziriz. Oda daginik hala daha. Toplamaya da niyetim yok. Daginik kalsin, yasanmislik olsun. Hastane odasi gibi olmasin yani, sevmem ben gereginden fazla duzenli yerleri.

Bu yaz guzel olsun...

"Seviyorum seni
Ekmegi suya banip yer gibi
Seviyorum seni
Yasiyoruz cok sukur der gibi..." **
**Teyzem yazmisti bir mektubunda bana bu siiri. Yine aglayacak beni gorunce. Ben de gulucem. Sonra onlar da gulecek...Arabaya binip, artik "burasi" olacak olan " oraya" gidecegiz.

P.S:Bugunun sarkilari Tracy Chapman'dan gelsin. Ben yoldayken, siz bunlarla rahatlayin.






Share/Bookmark

Related Posts with Thumbnails

Arşiv