Müzik, sigara, yatak

Wednesday, June 27, 2007 | |

....
Ayağa kalkıyor, yatağa kendini bırakıyor. Atlıyor gibi, yatak kavrıyor onu. Yastıkları da var 2 tane, kocaman yatakta uzanıyor o.
Gözleri kapalı yine.
Vururken bilgisayarın ışığı gözlerine, kolunu gözlerinin üzerine getiriyor, kapıyor.
Müzik hala orada. Sessiz gibi sonsuz gibi.Sigara yakıyor.

Dudaklarını aralıyor, bir elinde sigarası. Islatıyor dudaklarını çok az, el yordamıyla sigarayı uzatıyor, tam da doğru yere. İçine çekiyor sigarasını, gözlerini daha sıkı kapıyor, üflüyor dumanı.
Kafasında binbir düşünce.Kötülerini atıp, iyileri onda kalsın istiyor.
Korkuyor, ürperiyor. Hiç geçmeyecekmiş gibi bu korkusu.
Ne zaman bitecek bu korkuları?
Gitmek gibi.

2 tür gider insan. Sen anlayamazsın ama o anlar farkı. Hep O’nda kalsan ya? Hep orda hep burda ama öyle işte. Öylecene. Karışık.

Gözlerini 2. kez kapıyor bu gece, sigara için aralanan dudaklarına inat. Çünkü hayal boşluğuna atmak istiyor kendini. Gözleri açıkken, gerçekçi yanı daha sert basıyor, izin vermiyor.
Uyumuyor, yine de düşünüyor. Aslında düşünmüyor. Bir plato, alan, imgeler dizisi yaratıyor boşlukta.
“Olmuyor” diyerek kalkıyor ayağa.
Belki de kalkmıyor ama o onu öyle sanıyor. Gözleri kapalıydı ya hani?
Neden çalmıyor?

Kalem duraksıyor.
Uyumalı.
Müzik son kez çalsın, o da uykuyu dalsın.

Korkuyor.

*20 Haziran’da yazılmıştır hikaye misali.
Share/Bookmark

Küçük Hanım

Sunday, June 24, 2007 | |

90-91liler artık lise son olmuşlar.
Ben dün ufak bir kızla dışarı çıktım, Birleşik Dünya Koleji’ni bu sene kazanmış, ilk kez gidecek. Nasıl rahat, planlamış her şeyini, kahkaha atıyor kocaman, merak ediyor hem de nasıl, yazılarda duyamadıklarını soruyor, “neyi yapsaydım keşke” diyorsun şimdi 2 sene sonra diye soruyor, yüksek sesle konuşuyor, hakkını arıyor...

“senin 4 sene önceki halinmiş gibi bir his veriyor” diyor yanımdaki arkadaşım. “Öyle, evet. Bana da öyle gibi geldi de çekindim söylemeye” diye cevap veriyorum.

Kadıköy’ü çok iyi bilirmişim gibi iskelenin ordan alıyorum Küçük Hanım’ı ben. Telefonla arıyorum, “ üzerimde mor bişey var benim” diyor. Mor olduğu için, daha ilk adımdan fethediyor kalbimi :) 


Bir şeyler yiyoruz, o greyfurt suyu içiyor. “sen ne kadar güzel kilo almamışsın ABD’de.Ben değişim programıyla gittiğimde çok almıştım” diyor daha ilk yarım saatte ve gönlümü 2. kez fethetti bile,haberi yok.
Bambi Cafe çok sıcak. Dürüm döneri de öyle ısıtmışlar ki, karnım sadece “sıcak” kavramını algılıyor, “yemek” duygusu uzakta ama karnım doluyor. 3 kez elim ve çenem yanıyor domatesten. “Bu ne ya” diyorum. Gülüyor o da :)

Tam o sırada telefonu çalıyor, “burda birleşik dünya koleji’nden mezun bir ablayla beraber oturuyorum” diyor. Afallıyorum ki, hem de nasıl. Bakıyorum , “nasıl yani, abla?” bakışı bu.
“eh, yani. Liseli değilsin artık sen, büyüdün” diyor arkadaşım; “Doğru” diye düşünerek bakıp, gülümsüyorum. Evet, büyümüşüm ben 4 sene olmuş Norveç heyecanımı yaşayalı, kime ne sorsam diye düşünüp heyecanlanmalarımdan beri.

Aklımda yine aynı şarkı. Sabah uyandığımda o çalıyormuş evde, aklıma takıldı. Tarzım bile değil pek. Söylüyorum ara ara içimden ve de dışımdan utanmayıp. Yan yan yan yanmam lazııım...

“Moda’ya gidelim mi hadi” diyorum. Gidiyoruz hep birlikte. Çok sıcak hava. Yanıyoruz, denize bakıyoruz ara ara... “Denizi çok seviyorum ben” geçiriyorum içimden ve konuşmaya geri dönüyorum.
Koşmayı çok sevdiğnden bahsederken küçük hanım, ben yeni bir sigara yakıyorum. “Ben koşamam valla” diyorum. “Ben oturayım şöööyle denize karşı, içeyim, muhabbet edeyim, elimde kitabım aklımda kulağımda şarkılarım, elimde sigaram. Egeliyim ben.”
Yine kahkaha atıyor.

Tuvaleti soruyor, geri geldiğinde “ya siz nasıl tuvalete gitmiyorsunuz o kadar çay soda gazoz içtik” diyor, yine gülüyorum. 


Tezgahtaki küpelere takılı kalıyorum ben, küpe hastalığım var. Küpe alana kolye veriyorlarmış. Bir çift kolye alıp, kolyesini Küçük Hanım’a hediye ediyorum. “Uğur getirsin sana İtalya’da Birleşik Dünya Koleji’nde “ diye ekliyorum bir de.

Evet büyümüşüm. Hissediyorum. Ama iyi olmuş. İçimden gülmek geliyor yine. “Böyle bir şey farkında olmak heralde” diyorum kendi kendime. Perşembe gecesi 3 senedir görmediğim arkadaşım Onur’la aramızda geçen konuşmalar da geri geliyor bir anda aklıma.
“Sen hiç değişmemişsin, hala canlısın, konuşurken yaşıyorsun yine o anı tekrar gibi. Ama çok olgunlaşmışsın” dediği.
Ne güzeeel diyesim geliyor. “Yok, tamam şımarmayacağım” diyerek susuyorum. Ama kaçamak sevinip gülebilirim.Yuppi diyorum ufacık.

Kalkıyoruz yerimizden, Küçük Hanm’ı dolmuşa bindirmek gerek. Ayaküstü konuşurken soruyorum, “aaa senin de mi anne baban ayrı yoksa?”, hatta gülümseyerek soruyorum.
“Eveeeeet” diye asla beklenmeyecek kadar canlı bir tepki veriyor. “Aaa benim de” diyorum. Seviniyoruz gibi böyle. Pardon ama bizim üzülmemiz hafif mahsunlaşmamız gerekmiyor muydu? Durumu kabullenip adapte olmak böyle bir şey. Az kaldı “ Ne güzeel” diyeceğim. “Tuğçe napıyorsun, aa şuna bak” diyor içimdeki ses.
“inanmıyorum valla, bir de sevindik sanki”
Önce öne eğilim yapar gibi olup kafamızı geriye atarak, Küçük Hanım’la bir örnekten attığımız kahkalardan atıyoruz yine. Güzel oluyor.

Hala şarkı söylüyorum.

Yolda aşktan açıyorum ben konuyu. Evet evet, bu kız benim 4 sene önceki halime ne kadar da benziyor. Özgürlüğüne çok düşkün, üzülecek ara ara biliyor ama yine de hem özgür hem duygusallardan o.
“Ayrılık kendini zaten 1 hafta önceden belli eder, bir şeyler garipleşir” diye kocaman laflar ediyor. Ben konuşuyorum, küçük hanım konuşuyor.
Dolmuşa binerken önceden gelip bekliyor olmasına rağmen, hareket dakikasında yerini başkaları almaya çalışıp, oturuyor. Şaka olarak dediğimiz “sıra vardı hani” lafını ciddiye alıp, yeni farketmiş gibi, “ evet ya, pardon ben önceydim” diyerek giriyor aralarına. “Hakkını da arıyor baksana” diyoruz. Arkasından “Bol şansı olsun” diyerek bakıyoruz çok kısa.

Ben otobüs buluyorum,otobüste küçük hanım'ın teşekkür mesajını okuyorum ve eve geliyorum.


Share/Bookmark

Cuma

Friday, June 22, 2007 | |

Dırrırım,Dırrrırım...
-İyi günler X İnşaat, nasıl yardımcı olabilirim?
-iyi günleeer, ben Peba Tekstil'den Pelin, Murat Bey orada mı?
-Kendisi şu anda telefonda. 5dk sonra aramanız mümkün mü acaba?
-Peki, teşekkürler.
*Pzt.den beri 4 gün boyunca aradı.
*****************************************************
-İyi günler X İnşaat.
-Aloooo, ablacım!
-Evet buyrun.
-Ya bizim mayışlar ne zaman yatıyordu? (Mayış=Maaş)
-Bir saniye ben sizi yetkili kişiye bağlıyorum.
******************************************************
-İyi günler X İnşaat.
-Orası Y İnşaat değil mi?
-Burası X İnşaat. Y İnşaat'ın Rusya Kolu. Y İnSa.
-Peki. Ahmet Akın Bey'le görüşebilir miyim?
-Hemen bağlıyorum.
telefon açılmıyor.
-Ahmet Bey, telefoooon.
-Ben gittim valla, söylersin.
*******************************************************
-Tuğçe Hanım bir saniye bakar mısınız?
-Evet Murat Bey.
-Tuna Ofisi arayıp randevu ayarlayabilir misiniz, bir de adres tarifi.
-Tabi.
Not: Ben sanki İstanbul'u süper ötesi biliyorum da bir de tarif alıyorum. Yaptım gerçi.
*******************************************************
-Çıtır gel, yemeğe gidelim.
-Yok ben aç değilim Aslı Hanım.
-Aaa, olmaz. Hadi kalk,gidiyoruz.
-Tuğçe söylesin santral kaydını. söyler misin?
-Peki.
-İyi günler, X İnşaat'a hoşgeldiniz. Please press 9 for english.
dahili numarayı biliyorsanız, tuşlayınız.
operatör için bekleyiniz.
-Ay çok şirin oldu, canlı bir ses oldu.Süper süper.
-Teşekkürler.
-Bakın bakın dinleyin. Çok tatlı.
-.....
******************************************************
-iyi günler X İnşaat.
-Y İnşaat değil mi orası?
-Burası X Stroy.
-Y İnşaat'la bir bağlantınız var mı?
-evet var, Rusya koluyuz. Kiminle görüşüyorum?
-Ahmet Akın ben.
-Ahmet Bey siz burda çalışmıyor musunuz zaten?
-Olsun, ben seni test ettim.
-Hmm, peki. İyi günler.
********************************************************
Öyle işte.
eve geldiğimde yorgunluktan yatağa düşüyorum resmen. Sonra telefonuma bakıyorum bakıyorum bakıyorum, çalmayınca sinirlenip gereksiz paranoya yapıyorum, hah bak kimse beni sevmiyor diye.
Böyle zamanlarda geç değilse eğer, annemi çaldırıyorum. Ama o da sanki kendi dünyasında gibi, ben anlatıyorum ama o başka yerde gibi.
Sabah kalkınca paranoyaları unutup, yerini koşturmacaya bırakıyor.
Bugün cuma. Saat 6 olsun diye gözüm saatte, "İyi günler X İnşaat" diyeceğim mesela.
Share/Bookmark

Mutlu

Tuesday, June 19, 2007 | |

Yatıyor yatağına.
Sereserpe uzanıyor.
Islak saçları,
Defterdeki mürekkebin renginde ojeleri var.

Gerek duymuyor rengini söylemeye. Onun zaten bir rengi var.
Biri Ona bakar bakmaz, o renk düşüyor akıla. Nedeni ise belirsiz.
Güzel bir şarkı çalarken, o yüzükoyun yatıyor kocaman yatakta. Müzik durunca, hiç tembellik etmeden kalkıp ‘play’ tuşuna basıyor tekrar.
Mutlu gibi sanki.

Çünkü mutsuz değil şu anda, biliyor, emin, çok.
AN’ önemlidir. Kaçıp, koşup gidebilir. AN terkedilmekten en çok korkandır, hep önden yürümesinin nedenidir bu.
O’na söylenmiş bir şeyi hatırlıyor.

“Senin içinde çok fazla kişi var, ruh var. Çoksun, sığmıyorsun içine.”

O da şu AN tam böyle düşünüyor. An terkedip giderken bile hala düşünüyor bunu. Gülümsüyor.
Sığmıyor hiç bir şey bedenine. Ruhu veya ruhları çok fazla kocaman kalıyor. Aklına gelince yine gülümseyiveriyor.

Kaç ölü, kaç diri, kaç cansız, kaç ruh var?

Birkaç ölü, üç beş cansız, on-on beş diri var diye dalga geçiyor yine.
Şaka yapıyor sanıyorlar, o aslında doğru söylüyor. O, fazla ruhlarını seviyor. Ah, bir de sığsalar...

Kalkıyor yataktan,Moleskine defterini açıyor, kocaman harflerle bordo renkte keçeli bir şekilde yazıyor.

Yine gülümsüyor.
Kapıyor defteri,
Sereserpe yatıyor.
Kapıyor gözlerini.


Share/Bookmark

Bir varmış

Tuesday, June 12, 2007 | |






Süper güzel birkaç gün yaşadıktan sonra bile insan başka yerlere sürüklenebiliyormuş. Ateşi çıkıp evde yatarken, bunu yeni başka bir yalnızlık travması başlığı altında bile toplayabiliyormuş.
Bu sürekli terk edilme korkusuyla yaşayan insanlar aynı zaman borderline personality disorder yaşıyor olabilirlermiş.




Hatta bir varmış da, o bir terk edip gittiğinden yokmuş bir dahaki seferde. Başka yerlerde takılı kalmış, sonra giden bire kızmışlar. Halbuki 1in suçu bile yokmuş.

Gölgelerimiz bizim peşimizi bırakmazmış ama gölgeyi insandan saymıyormuşuz.

Düşünmüyormuş gibi yapıp, bir anda bir şeyi düşünüyorken yakalanınca, “valla ben yapmadım, bak O yaptı annecim” diyebiliyormuşuz. Ama aslında “o yaptı” dediğimiz “o” da, kendimizmişiz.Herşey yine insanın kendinde düğümlenip kalabiliyormuş. Ya da o ve kendimizi bir bütün gibi görmüşüz. Öylecene karmaşık şeylermiş bunlar, bu yüzden gözlerimizi kapayıp hemen uykuya dalmamız gerekirmiş.

Gökten de elma düşecekmiş ama barajlarda su kalmadığından su olarak düşelim diye karara varmışlar.


İtirazı olanları hapse atıyorlarmış, benden söylemesi.



Share/Bookmark

Heybeli Ada

Sunday, June 3, 2007 | |


Bugun ben Heybeli Ada sokaklarindaydim. Dolu dolu fotograf cektim, cektikce mutlu oldum. Ne guzelmis fotograf cekmek, ne buyuk cosku verirmis tekrar hatirladim.
En sondaki fotograf haric hepsi tarafimdan cekilmistir.
Sozler yetersiz kaldi bugun, fotograflar olsun sadece, onlar anlatsin.























Share/Bookmark

Related Posts with Thumbnails

Arşiv