Self brain fucking on an inside hailing, outside dripping day.
Crazy is everything.. Crazy is you and me, amplified...
![]()
Friday, June 20, 2008 | Posted by Tugc at 11:52 PM |
Annem bugün benim kızımdı
Wednesday, June 18, 2008 | Posted by Tugc at 11:54 PM |
Annemin sesini duydum telefonda bugün.
Annemin sesini ilk duyuşum değil, dün olmasa da bir gün önce de duymuştum.
Annemin sesinin tonu aynıydı bugün de.
Ama bir şey vardı.
Yıllardır duymadığım bir tını, yıllardır duymamış olduğum bir mutluluk.
Sanki annemin kızı değildim ben de, kızının annesiydi o.
Yaş aralıkları böyle mi kapanır anne-kız arasında bilmiyorum.
Ama annemin böyle heyecanlı konuşuşunu ilk kez duydum.
Ondan daha fazla heyecanlandım, sarıvermek isteyiverdim annemi.
Annemin sesi bugün farklıydı. Canlıydı, yorgun ama mutluydu, heyecanlıydı.
Annemi bugün 27 senedir bağlantısının bir şekilde evlilik-hayat-çoluk çocuk karmaşasında yitip gittiği 2 arkadaşından telefon aldı.
Annem daha mutlu olmalı.
İnsan 27 yitik yılı bir yerinden çekip çıkarmalı.
Annemi 27 kat daha güzelleşmiş görmeliler.
Çünkü o bunu tanıdığım herkesten fazla hak ediyor.
Annem bugün 'ben' yaşında, yazlıktaki kayalıklara arkadaşlarıyla tekrar oturabileceğini gördü.
Kim daha çok heyecanlandı?
Bugün annem benim kızımdı...
![]()
Annem bugün benim kızımdı
'Zeynep'
| Posted by Tugc at 11:53 PM |
Gidip ismimin önüne ya da arkasına bi "zeynep" eklettireceğim. Kendimde "zeynep" lik hali görüyorum zaten. Daha iyi olacak gibi geliyor. Hem zaten tarçınlı çaydan ufak bir zehirlenmeyi başarabildiğimiz bir arkadaş gecesinde de, "senden zeynep olur" bile denmişti. Ayrıca annem beni doğurmasına son 1-2ay kalana kadar "zeynep"te karar kılmış, son anda değiştirmiş kararını yeni bir isim duyunca. Bu nedenle ben zaten potansiyel bir "zeynep"im. "Zeynep" ismime ilgim ve sevgim nereden geliyor bilmiyorum, ama en azından bi kısaltılıyor filan, bir şey oluyor. Özetle artık "zeynep" olmak istiyorum. Hayatın sonuna kadar da aynı isimle ömür geçmez ki, canım.
![]()
'Zeynep'
Bir başına düşünce kümesi
Sunday, June 15, 2008 | Posted by Tugc at 11:55 PM |
Dün gece eve gelirken çok da geç olmadığı için yürüyerek geldim. Planlamadan ve ayaklarım çekiyormuş gibi. Ayaklarımı dinledim, çünkü büyük ihtimalle beynimden daha akıllıca davranıyorlardı ve yürümenin belki biraz iyi gelebileceğini düşünüyorlardı. Belki de ayaklarımın "otonom" davranışlarını böyle yormak işime geliyor. Bildiğimi söyleyemem.
Dün gece ayaklarım beni yürütürken, kulağımda müzik-çalar kulaklığı vardı, tembellikten sevmediğim şarkılarda bile değiştirmedim. Yürürken beynim içime yüklendi, kalple fazla birlik olduklarını hissettim, gözlerime kadar geldi hatta. Sonra bir baktım, eve gelmişim.
Dün gece eve geldiğimde yolda ne düşündüğüme kulak vermemeye çalışmıştım. Sabah önüne geçemedim. Pazar bugün. Tatil. Babalar günü bir de. Yol yok, aklıma daha sıkı sarıldım sanki.
Ne düşündüğümü bırakalım da bir kenara; yazılıp kaydedilmiş günlük 2-3 mesaj, yazılıp kaydedilmiş onlarca elektronik posta, Richmond'da da bıraktığım, defterime filan da yazdığım, kağıtlar dolusu mektubumsu-günceler var...Hiçbiri yollanmamış, hiçbiri verilmemiş...Hepsi ona...
Dün gece eve geldikten sonra ne düşündüğümü düşünmeye ne gerek var? Zaten her an düşünmüyormuşum gibi, düşünmüyormuşum gibi niye yapıyorum sanki?
![]()
Bir başına düşünce kümesi
Saturday, June 7, 2008 | Posted by Tugc at 12:12 AM |
Gazetede bir haber vardı bugün.
"Kalp fonksiyonları duran güvenlik görevlisinin kalbi 45 dakika sonra çalıştırıldı. Ancak güvenlikçi son 5 yılı hatırlamıyor"
Gözlerini açtığında yeni doğmuş çocuğunu ve karısını "da" hatırlamamış. 5 yıl olmamış gibi. Sanki bir düğmeyle 2003 Haziran'dan 2008 Haziran'a atlanmış gibi yani. Kendi kendine konuşan insan modeli olunca, 5 yıllık bu hafıza kaybını kendim ve etrafımdaki bir dolu insanın da yaşadığını düşündüm. Hugo oyunu gibi, bir tuşa basıp, birden 5 yıl sonraya gitmiş gibi olmak, aradaki başka hiçbir şey olmadan.
Hem tam da 5 yıl.
Hayatımdaki en değerli, en çok şeyi, eğer dönüm noktası diye bir şey varsa; 2003 yazında yaşamaya başlamışımdır.
5 yıl.
Az ama çok.
5 yıl önceymiş gibi ama hala aynı yaşta olsaydım, şu an - hemen ne olurdu mesela?
Sonra 5 yıl önemli bir sayı.
"Şu an rahat bir 5 yıl verirdim" in de içinde geçen bir sayı.. Geri almış olsak, bir dolu ihtimalin çok daha kolay yapacak bir sayı..
Ne bileyim işte..
5yıl..
Farklı olurdu...
ama birkaç şeyi sabit tutmak kaydıyla. Mesela 1tane tanışmışlığı...
![]()
Başlığı olmayan
| Posted by Tugc at 12:02 AM |
Sesler önce okulun içindeki adayı doldurmuş, sonra karşı adalara ve etraftaki dağlara çarpmış, geri dönmüştü. Defalarca bağırıp, her geri dönüşünde bari birazcık olsun huzur bulur gibi olmuştuk.
Hala mutsuz muyduk o bağırışın ardından hatırlamıyorum ama öyle dürüstçe, artık içe atmadan bağırıvermiştik işte. O 3 kişi ne birbirimizi anlamaya çalışıyorduk, ne başka bir şekilde bize sihir değneklik bir durum yaratacak bir şey yapmaya çalışıyorduk. Öfkeyi bile paylaşmaya çalışmıyorduk aslında. Yaptığımız tek şey, hepimizin o an ortak olarak hissettiği duyguları biraz olsun dışa saçmaktı.
Başka kelimeler çıkaramıyor yada anlatamıyorduk çünkü. Kelimelerin içinin boşalmışlığıyla "anlayışlı"lık takınmak yerine, bağırıvermiştik. En aptal hallerimizden biriyle, yağmur yağarken, başka birilerinin yakasından tutup sarsamadığımızdan, sesleri sarsmıştık ağzımızdan çıkan ve hepsi buydu.
Deli miydik, manyak mı, o an şımarık mı, ilgi-sevgi-özlem bekler mi neydik uzakta? Ne bok, ne ayaktık o soğuklarda donan, yağmurlarla yükselen fyordun kenarında?
Bilmiyorum.
O an mutsuzduk ve olabilecek en sıradan, en beklendik, "canlı" yanımızla bağırmıştık.Belki sonra yağmurdan hasta bile olmuşuzdur.
Şu an yağmur yağar, evlerine kaçmak için koşuşturan insanlar filan varken dışarıda, çalan şarkıdaki gibi; sahi What's this life for?
Başlığı olmayan
Neden-se
Friday, June 6, 2008 | Posted by Tugc at 12:14 AM |
Neden ebeveynleri -ki ben bu kelimeyi nedense hiç sevmem- boşanmış çocuklar (ergen, genç, olgun, orta yaşlı bireyler olarak birinin doğurduğu canlılar olarak "çocuklar" ), anne-babası ayrılmış başka bir çocukla karşılaştığında, onun da anne-babasının boşanmış olduğunu öğrenince "ablakça" bir mutluluk duyar? Mutluluk değildir gerçi bu tam olarak; "aa senin de mi, evet benim dee" gibi bir ortak nokta bulma haliyle, hayatın ufak bile olsa bir bölümünde benzer şeyler hissetmiş olmanın getirdiği yakınlıktan kaynaklanan bir duygudur.
Asıl sorun ne bilmiyorum. Ama düşünüyorum da, anne-babası ayrılmış binlerce insan vardır ve bence normali ekstrem durumlar olmaması halinde -birinin alkolik, hasta, katil falan filan olması gibi- sürekli kaldığı ebeveynin dışında kalanda da bazı geceler kalması, yine "aynı televizyonu izleme, boğuşmak, gülüşmek, pijamalarla gezinmek, beraber uyumak, yemek yapmak" gibi şeyleri yapabilmesidir. Sonra bugün bir an elimde telefon öğleden sonra, artık üstüste 3 ama aslında defalarca olmuş olan "ben büyük ihtimal müsait olmam ve gelemem ama olursa buluşuruz" diyen babamın dediklerini tekrar ayrımsadığımı farkettim. İnsan anne-babasıyla "arkadaş" yada en azından "gibi" olmalı, doğru.
Ama babam arada bir görüştüğüm bir arkadaşım gibi nedense. -Neden?- İnsan arkadaşında bile gece yatısına filan kalır, bizde yok. Arada bir çıkıp kahve-çay içiyoruz 1-2 saat, aynı konuları konuşuyoruz - bildiğim ve aslında uğraşmadığı için olmayacağına inandığım babamın hayallerini dinliyorum -, sonra da "ev"e geri dönüyorum. Anne-baba beraberken hiç sorgulamıyorduk sanki. Herkes "ev"e geliyor işte, beraber bir şekilde masaya oturuluyor, bazen konuşulmadan da olsa televizyon izleniyordu, babam yemek yaparsa evi dağıtıyor, annem şikayet ediyordu. Çok "doğal" dı bu döngü. Ama döngünün dışına çıkınca, şimdi eğer buna benzer bir şey olsa, "sıradışı" olacak sanki. Evet bir sorun var. Biz babama gidip kalmıyoruz, onunla film izlemiyoruz, aptal magazin programlarını eleştirmiyoruz, -artık- pijamalı hallerini görmüyoruz, gazeteleri beraber etrafa saçmıyoruz, eskiden yaptığımız ve çok ama çok nadir de olsa babamın hazırladığı ismini hilton kahvaltısı koyduğumuz kahvaltılarından da yapmıyoruz. Sorun bizde de, onda da. Biz babamızın-aslında annesinin- evine onun annesinin varlığı yüzünden gitmek istemiyoruz; o da bu nedenle istemiyor. Döngünün dışına çıkmıyor -uz- ve hangisi doğal hangisi sıradışı bilmeden, uzaklığı 20km olan buraya yolu düşerse, başka bir programımız da yoksa, 1-2 saat kahve içmeliğine görüşüyoruz.
Bu döngü çok boktan ve dışına çıkmak gerek. Denediğimde de çıkamadık ya,hala aynı döngüdeyiz, sinirimi bozuyor. İşte sırf bu yüzden kaderciliğe ve bunları anlattığımda aldığım "ne yapalım kızım, kader" cümlesine kıl oluyorum. Bu kadar kolay çıkamamalıyız işin içinden yani, değil mi?
Ve nedense ben en çok uyduruk hilton kahvaltılarımızı özlüyorum.
![]()
Neden-se