Topböcek
Friday, July 31, 2009 | Posted by Tugc at 6:03 PM |
Haftalık böyle her şey hakkında pek de bir şey bildirmeyen, ama şöyle bir özetler gibi yapan dergilerden birinden almıştım dün, ağlamaktan burnumdan çıkamayan baloncuklar çıkamayınca yaptığım"dışarı çıkıp bir hava alayım bari" gezintisi esnasında. Yeni bir şeyler tabii ki öğrenmedim, onu yazmayacağım, çünkü konu o değil. Ama sonuna doğru, 'kafayı doldurduk gibi yaptığımza göre, şimdi de biraz dinleniyor gibi hissetsin gariban' tadındaki köşelerden birinde, "siz neyin acemisisiniz" testi vardı. Çıkan sonuç müthiş. Eşzamanlı olarak "hafife alma" ve "ciddiye alma" acemisi çıktım. Bunun üzerinden bir sonuç çıkarmamı beklemiyorsunuzdur heralde.. Çünkü testi de o kereliğine bile olsa, hafife mi alsam, ciddiye alır gibi mi yapsam bilemedim. Yuvarlandı kaldı. Top böceği gibi.
Bir kelime, bir ses falan fülün
Tuesday, July 28, 2009 | Posted by Tugc at 5:25 PM |
Aslında daha önceden binlerce kez görmüş ve nedense anlamını söyleyiş şeklinden -bu;dudaklara, dile, dişlere çarpışıyla içimde yarattığı his anlamına geliyor- sözlüksel anlamına bakmadan yorumlayıp, bir nevi "bunun anlamı bu olsun" culuk yapmıştım bu kelimeye. Az önce anlamına baktım. Tam da içimde yarattığı anlammış söyleyiş şeklinden gelen. Kelimemiz;
pal-pi-tate.
Anlamı mı? Hızlı atmak, çarpmak demek.
Dilime doladım bu kelimeyi az önce. İnanır mısın, damağın ön noktalarına bile çarpıyor söylerken. Kalp atışı gibi bir dışavurumu var.
Neyse. Sanırım deliriyorum, çünkü daha az önce "karın ağrım geçse de bir nefret yazısı döşesem blogda" diyordum. Kısmet değilmiş artık. Başka zamana.
pal-pi-tate.
Anlamı mı? Hızlı atmak, çarpmak demek.
Dilime doladım bu kelimeyi az önce. İnanır mısın, damağın ön noktalarına bile çarpıyor söylerken. Kalp atışı gibi bir dışavurumu var.
Neyse. Sanırım deliriyorum, çünkü daha az önce "karın ağrım geçse de bir nefret yazısı döşesem blogda" diyordum. Kısmet değilmiş artık. Başka zamana.
Bir kelime, bir ses falan fülün
Bit pazarı II.
Monday, July 20, 2009 | Posted by Tugc at 10:42 PM | Labels: bit pazarından çıkanlar, eski, ya da batan geminin malları bunlar
Laura.
Hani soyadı İsveççe "the boys" anlamına gelen, yakın arkadaşlarına yazdığı kişisel notları "Lettin Lover" diye imzalayan, Norveç yıllarımın ilkinde okulun otobüsünden inerken tanıdık bir yüz olmayacağını bile bile,belki bulur muyum diye aranan benim boynuma birden dolanıp; "i'm laura from latvia, i m your roommate" diyen deli kız.
Sonra 16 yaşında, insanın ne istediğinin tamamen sarmala dolanmış halindeki zamanlarında, üzerine bir de hiç ama hiçbir tanışıklığın olmadığı bir yere gidip, "ah ben türkiye'de erkek arkadaşımı bıraktım ama yine de biz hala beraberiz" diyebilecek aşmış kapasitenin yaşandığı bir yaşta; bir üst sınıfta olma sebebiyle olsa gerek, bunları aşıp varoluşsal sorgulamalara başlamış biri.
Enfes resim yeteneği olduğunu aylar sonra öğrendiğimde beni çok şaşırtan, edebiyata feci kabiliyeti olan,yatağının üstündeki dolabında annesinin dikmiş olduğu minik keselere doldurulmuş değişik çayları saklayan, o yaş içinde seksle ilişkisi odadaki herkesin dikkatini çeken, yatağının kenarlarında prezervatif karikatürleri bulunan, telefonunun şarj aletini hep tavana yakın rafından dolandıran, turuncumsu ruj, değişik etekler ve bol pantalonlar giyen Laura...
Adaptasyon sorunumun tavan yaptığı -ki bu tavan yaptığı sıralar yok olmasına en yakın zamandır- zamanlarda, med-cezir anlarındaki terslemeleri, samimiyetinden daha önce dikkatimi çekmiş olsa da; doğum günü sürprizimin en güzel keklerini yapmış ve en can alıcı noktada, yani o ilk senenin en zor gecesinde, ranzanın üstünde oturan bana bakıp; "hadi çay içelim banyoda, bişeyler izleriz ya da muhabbet ederiz yanında da" dediği an - beni önceden okuyanlar o yıllara ait anılarımda norveç'teki yıllarımda en can alıcı muhabbetleri hep tuvalette yaptığımızı bilir- işte o vazgeçilmezler ve ömür boyu saklanacak olanlarım arasına girmiştir. Öyle ki, o an bunu düşünmekte ne kadar haklı olduğumu, 3 sene sonrasında onu ve diğer birkaç arkadaşımı görmeye üniversitelerine gittiğimde odasında geçirdiğimiz 2 saatte - bana yine o değişik çaylarından yapıp, reçel ve minik krakerler çıkarmış, 3 senede iç dünyamızda olanları özetlemiştik birbirimize- tekrar kanıtlamıştı...
Laura'nın mezun olduğu sene andacına yazdıklarıysa o an değil ama - belki anlamamışımdır bile tam anlamıyla ilk okuduğumda-, 4 sene sonra beni gerçekten "vurmuştu." Andacının kendisine ayrılmış çeyreğinde, fotoğrafının üzerine, başkaları için kendisi şunları yazmıştı:
I fail to communicate with people, I struggle, I have complexes, I keep losing the ones I love, I regret, I think too much & end up having no time to act, I sing and dance when nobody sees me, I get sudden happiness & misery attacks, I complain & pity myself too often. I'm almost never on time and I am enemies with deadlines. I make holes in friends' fences, I'm lazy sometimes, I push away people who I want but can't love, I fail to be open, I cry & move on... I try...again and again. I can't decide, I'm afraid, I exhaust my emotional capacity. I dream intensely, I am blind and I am thankful that I met you...
Bit pazarı II.
Bit pazarı I.
Monday, July 13, 2009 | Posted by Tugc at 11:32 PM | Labels: bit pazarından çıkanlar, eski, ya da batan geminin malları bunlar
Geleli bugün tam 2 ay oldu ve şu dönemde bit pazarından alzheimerlı kafa ile eskisini bulup, ayrıştırmaya çalışan kadın modelinde, binlerce şeye rastlayıp rastlayıp kaybettim, buldum, kenara ayırdım. Bir nevi pirinç ayıklamak gibi. Hayatımda, canım-ciğerim-dostum dediğim ve çoğunlukla yanımda bir şekilde bulunmuş 3-4 kişinin dışında, her zaman yanımda bulunmamış olsa da hiçbir şekilde aramdaki bağın azıcık bile incelmeye uğramadığı birkaç kişi var. Şu an özellikle ikisi aklımda ve bunlardan birinin adı bu blogda da çok geçti.
İlki Tatiana. En garip, sinirli, her şeyi kırıp dökmek ister, herkese surat asar hallerime, aynı halleriyle eşlik eden insan bu. Birinci sınıfta okulun derslerine, bölümlerine, sistemlerine alışmaya çalışır, kendi gitgellerimle yeni tanışır halimde, gitgellerinden haberdar haliyle beni yalnız bırakmamış ve en önemlisi bu konuda yalnız olmadığıma inandırmıştır. Git-gellerden sosyal hayatı sekteye uğrayan insanların da feci sevilebileceğini, inanılmaz dostluklar kurabileceğini ve bu halinizi bile seve seve kaldıracak insanlar olabileceğini ilk onunla öğrenmiştim çünkü. İlk senemin final döneminde bir gün, son sınava 1-2 saat kala birer votka shotlar, algısı bilerek kendisi tarafından odada sigara içebilme özgürlüğü kapsamında bozulmuş duman dedektörü ve pek konuşmadan o an sadece "hayattan ve her şeyden ve herkesten" nefret etme duygusu paylaşımı eşliğinde; çalan telefon ve kapılara duyarsız kalmış, yok saymış, yerimizden bile kalkmamış, hatta bu çalan telefon ve kapılara yüz çevirmekten -artık iki kişi olduğumuzdan bu yaptığımız, inanmasam da, belki de yanlış tepkilere veduruma meşruyet, doğallık ve toplumsal açıdan da kabullenebilirlik kazandırmıştık- derin zevk almıştık ki; yüzlerimiz sınav öncesi gülmeye başlamıştı muzip muzip.
Ve bunun gibi başka bir sürü olay daha.. Gece ortak buzdolabından, başkalarının bitiremeyip sakladığı thai yemeklerini çalıp mideye indirmekten, kimsenin anlam veremediği danslar etmeye, sarhoşluktan kendini bilmez hale gelen birini polisten kaçırıp tedavi etmekten, kahve falı bakmaya kadar bir sürü şey işte...
Geçen sene okul da bittikten sonra, Rusya'ya dönme kararı aldığında yakın arkadaşlarına-mıza yolladığı not o yüzden de üzerimde unutulmaz bir etki bıraktı...Umarım o satırlardaki gibi, "şimdi ve burası" arasında en azından birkaç ratlaşmalar yaşarız şu dünya denen zibidinin üzerinde.
Bir de yazıyı buraya kopyalamadan önce...
Garip bir huyum vardır. Herkes aşık olduğu kişinin onda neler bulduğunu bilir. Neyini seviyordur, hangi huyunu, neresini, hangi tavrını falan filan. Kendimde garip bulduğum, ki belki de hiç garip değildir, huyum ise; çok aşık olduğum birinin bende arayıp bulduğu özelliklere başkalarında rastlasa o kişiye aşık olacağını ve o kişiden de benden olmuş olduğu gibi çok etkileneceğini düşünmek ve içten içe mantıksal boyutta olmayan ama zararsız şekilde kıskanmak.. Ve bu özellikler var mı diye de en çok bu tip yakın arkadaşlarımda ararım... Tatiana'nın bu notunu okuduğumda o yüzden bu kadar etkileniyorum belki. Hem neredeyse tıpatıp kendimi bulduğumdan, hem de bu tıpatıp kendimi bulmam sebebiyle bana aşık olan birinin, şayet tanışsa, ona da aynı derecede aşık olacağını düşünmemden...
..In the middle of piles of packing and going through stuff, I've found smth which made me smile and I'd like to share that with you since it leads to a point which I want to make and dedicate to YOU:)Girls would remember that better---recall writing a letter to yourself as a beginning freshman at UR stating what you would like to be/to see from yourself by the end of the years here?!
So yeh,,let me take you to 7 September 2003!..
" In 4 years, being a senior, I want to be able to say about myself that I respect myself for becoming who I am and admiring the deeds I did for the benefit of this community. In 4 years time, I want to love my native country even more than I did before and find a way for it to becoming a prosperous and "recovered" country, stick to this way, approach it and be as enthusiastic about this dream as I am now!In 4 years, I want to be able to look around and proudly say, pointing out who are my real friends, who love me just as I am and about whom I will care and think till the last day of my life.In 4 years time, I want to hold my degree in hands and be able to say : I did it! Nevertheless, I want this degree to be of equal value as my community work. I dont want to lose myself or change much, all I want to get after 4 years here is myself capable to see the way further on, finding new goals, but never becoming egocentric heartless person, who unfortunatly I see too often as adults. When I will look into mirror in 4 years time, I want to look straight into my own eyes not having a feeling of shame but proud!",,
I have not changed a word in what was written in this letter---I can provide the scanned original upon request:) Thing is ..despite terrible hand writing; slightly idealistic attitude; bad English; the fact that it is "after 5 years" not 4; and not 1 degree but 2 - Tati of few years ago managed to truly nail it and wrote a piece of writing which probably is the best/most meaninfull I have ever written on this campus.
Degrees, academics, jobs--yeh, that's the format of life which is same routine for every one, one way or another, and UR kinda helped me shape my 'way',,but the content of this life-the best gift these years spent in US have given me are who I desired - real friends, that would be you:)
With each of you individually and all of you together I have a story, a lesson of life, many memories--cheerful or harsh reality check ones, a connection, own jokes, little things and that is truly precious for me and I am thankful that you have touched my heart and life-you truly are to stay there forever now,,,sorry you are kinda stuck with crazy Russian!:)..
At this point I am pretty excited to be going back to European side of the ocean,,but at the same time it makes me real sad and heartbroken to be leaving you.......Once upon a time, my friend Rasa introduced me to a very nice quote which stays as smth i believe in ever since then:
"If our friendship depends on things like space and time, then when we finally overcome space and time, we've destroyed our own brotherhood! But overcome space, and all we have left is Here. Overcome time, and all we have left is Now. And in the middle of Here and Now, don't you think that we might see each other once or twice?"
Thank you for for being you and it's a pleasure, delight and a treat to have gotten to know you and to be getting to know you further,,not that ANY of you are by any way NORMAL, you are all very SPECIAL and there is endless amount of you that I still would like to discover!:)I really do love you guys.
Bit pazarı I.
Yani olay tamamen şundan ibaret aslında;
Thursday, July 2, 2009 | Posted by Tugc at 11:27 PM | Labels: alıntı
To avoid criticism do nothing, say nothing, be nothing...
-Elbert Hubbard
Notçuk: Sonuçta hepimiz cv'lerimizde ingilizce bilen insanlar olduğumuzu iddia ettiğimize göre, "ah havalı bebek, seni seni" çemkirmeleri -ABS freni şekliyle: eleştirileri- de geçersiz sayılıyor.
Yani olay tamamen şundan ibaret aslında;
Subscribe to:
Posts (Atom)
