Showing posts with label balık. Show all posts
Showing posts with label balık. Show all posts
Kelimelerden kardan adam yapar gibi...
Friday, March 12, 2010 | Posted by Tugc at 4:25 PM | Labels: balık, flekke, sigara candır
Görsel:beey.deviantart.com
-Ama yaşamıyor ki balıklar, ölüyorlar hemen. Alma bence, üzüleceksin.
-O zaman biz de öleceğiz, sen niye bizi doğurdun? Ölecekler nasılsa diye, doğurmasaydın. Yaşatabildiğim kadar uğraşacağım.
Balık almaya karar verdiğimden ve aldığımdan beri "balıklar ve erken gelen ölümler" temalı konuşmalar işitiyorum. Evet, balıklar çok hassas oluyorlar ve ömürleri kısa oluyor; biliyorum. Ve yine evet, şimdi arkadaş da getirdiğim ve daimi oynaşmalarını izlediğim balıklarım da öldüğünde üzülüp, çok büyük ihtimal, ağlayacağım. Ama onların yaşadığı 1 gün, belki de insanlarda 1 seneye eşittir ve bu yüzden zaten yaşlandıkları için ölmüş olacaklar; ani bir şokla, hastalıkla vs vs değil. Homosapiensler olarak, balıkların beş saniye hafızaları olduğunu da düşünürsek, dert ve kederden ölmeyecekler büyük ihtimal. Benim yapacağım şey de; yaşlanıp sessizce hayata gözlerini yummadan -yumduklarını farzediyoruz burda- onlarla ilgilenmek ve sevgiye boğmak olabilir ancak. Normalde dışarı vurma konusunda genellikle alengirli yollara soktuğum ve kendimden esirgediğim sevgi duygumu, onlara aktarıyorum; hepsi bu. Ayrıca balıkları seviyorum ve onlarla birlikte evimde homosapiensler dışında sevebileceğim bir canlının daha olmasını, yeri geldiğinde bana sırnaşıp, kendini sevdirmesini, ben de isterdim. Amma velakin, şu anki ev koşullarımda bu imkan dahilinde olmadığından, balıklara ekleme başka canlılar yapamıyorum.
Bu arada balık, arkadaş geldi geleli - yeni gelenin adı Cemşit/Jamie- bunalımlı, ölümcül halini atlattı. Ölmesi için bir sebebi yok şu an. Sigara içmiyor, alkolü yok, herhangi bir uyuşturucu da almıyor. Kısacası kıçları başlarıı denk her ikisinin de şimdilik.
Oturmuş onların oynaşmasını izlerken geldi aslında bu ölüm ve sigara konuları aklıma. Coffee and Cigarettes diye bir film vardır; 5-10dk'lık kahve ve sigara eşliğinde dönen konuşmalar etrafında biraraya getirilmiş 10-15 mizansenden oluşuyor denilebilir. Güzel replikler, şahane oyuncular. Hayatımı aynen o filme benzetiyorum işte. Durup dururken, aklıma görüntüler, kareler, replikler geliyor; "bir flashback yaşayıp, geliyorum." Sonrası bilindik gündelik hayata devam etme anları; birkaç sene sonra şu ana da geri gelip, dönebilirim mesela.
Balıklar, ölüm, sigara, anılar... Her paragrafa "arttırarak" giriyor sanki. Bugün sırt ağrıları ve baş dönmesiyle boğuştuğum bir gün olarak seyrettiğinden, arkama aldığım 2 kocaman yastık, battaniye ve kitap; üçümüz , pardon dördümüz, oturuyorduk. - Bohemlikten öleceğim teması olmadan oturuyorduk. - Kitaba konsantre olamadan, balıkları izlemeye başladım; bir yandan da Echoes çalıyordu. Son zamanlar sık sık olduğu gibi, Nikos'u hatırladım; - ama o başka yazıya- ve Emily'yi de. O görüntüden, bir diğerine atlarken farkettim ki; en samimi arkadaşlıklarımı, konuşmalarımı sigara eşliğinde yapmışım ve o sebeple de "pek seviyorum ben sigarayı; varsın öldürsün" gibi anlamsız bir düşünceye kapılıyorum bazen. -Genellikle.- Flekke'de bizi çok bayan ve sürekli alay konusu yaptığımız bir okul mottosu bulmuşlardı bir kayak festivalinde, yanlış hatırlamıyorsam. "We are from all over the world and we are friends." (Dünyanın dört bir yanından geliyoruz ve arkadaşız.)
Biz bunu, bizim dönemin andacında, sigara içenler köşesine, cümlenin esas hakkını vererek taşımıştık. Aklıma o geldi balıklara bakarken gidip geldiğimde işte.
"We are from all over the world and we became friends while smoking."
(Dünyanın dört bir yanından geliyoruz ve sigara içerken arkadaş olduk.)
Yine Balık yine!
Wednesday, March 10, 2010 | Posted by Tugc at 3:24 PM | Labels: balık, gündelik
Benim bir balığımın olması bi şey değil de; durup durup onunla ilgili şeyler yazmama katlanmak zorunda kalacaksınız ilk günlerde. İlk günleri atlatabilirsek, zaten yaşayacak. Balığın daha gelir gelmez ölümcül bir havaya girmiş olması üzüyor beni. Yalnızlıktan mı sıkıldı acaba dedim ama yanında biri olsa da, hafızası sebebiyle her dakika yeniden tanışacak, "ay siz de kimsiniz" diye yabancılayacak sonuçta. Eve getirmeden su kaynatılıp, soğutulmasını istesem de, su soğumak bilmeyince, ikinci seçenek olan "şişe suyu"yla doldurmuştum fanusu,halbuki; yani suyu olması gerektiği gibi. Bugün de, tıpkı dün, balıkçıda çalışan çocuğun bana anlattığı gibi 1 bardağını, yeni suyla değiştirdim. Maksat oksijen eklensin. Sabah erkenden kalktım, azıcık daha hareketlendi mi diye bakmak ve yem vermek için. Yemek bile yarım saat sonra yedi. Aslına bakılırsa sürekli hareket etmesini beklediğim için de kendimden utanıyorum biraz, iştahı olmayabilir, canı hareket etmek değil de, sadece öyle dipte takılmak istiyor olabilir. Evde oturmayı istemek, odaya kendini kapatmak gibi pasif eylemleri biz yapınca, -'bunalımlı' damgası yeme pahasına- sorun olmuyor da, Balık yapınca niye olsun? Yine de, Balık'ın biraz depresyonda olduğunda düşünmeye başladım. Hareketsiz oturduğu yarım saatin sonunda, yanına gittiğim anda hızlıca birkaç hareket yapma eğilimine geçiyor,zira. Biraz sahibine benzemeye başladı denilebilir. Ben de yanımdaki çayı içmeyi unuttum az önce; bu da benim de ona benzemeye başladığıma delalet. Kör topal ilerleyen bir ilişkimiz var şimdilik. Şunu da not düşeyim: Göksel'in albümü çalıyordu, onu sevdi sanırım, son on dakikadır yüzüyor yavaş yavaş.
Diyeceğim şu ki; daha hayatıma gireli 1 gün oldu Balık, lütfen ölme. Söz sana yarın arkadaş da alacağım. 1 arkadaşla bile yüzlerce kez tanışacağından, bir sürüsüyle tanışmış gibi olacaksın.
Yine Balık yine!
Subscribe to:
Posts (Atom)
