Showing posts with label işsizlik. Show all posts
Showing posts with label işsizlik. Show all posts
Özgürlük "kotası"
Sunday, January 16, 2011 | Posted by Tugc at 12:21 PM | Labels: işsizlik, kota, liberal, özgürlük, proudhon
Bu yazı eşzamanlı olarak baskahaber.blogspot.com'da da yayınlanmaktadır.
"Az kelime, kısa cümle." Bu aralar bana sıkça öğütlenen bir şey işte. Uzun cümleler kurmamak, cümleyi kısa kısa sonlandırmak, minik kelimeler kullanmak, noktalı virgül yerine nokta koyup bir "es" vermek. 3 gündür bunun üzerine çalışmaya başladım ben de. "Az laf, çok yemek" diye öğütlerdi annem küçükken, "konuştuğun kadar lokma yutsan tombalak ve sağlıklı bir çocuk olmuştun." Bir de "az laf, çok iş" vardır; günümüz toplumumun en çok ihtiyacı olan şey kanımca. "Az laf, çok özgürlük!" ah pardon, olmadı; "az laf, çok demokrasi?", hayır hayır... "Çok laf..." Evet? "Özgürlük kotası.." Tamam şimdi oldu...
Bu yazıda az kelimeyle, dümdüz gitmeye karar verdim. Zira başka türlü ve "nazik-çe" (bunun nezaketi olur mu, kararsızım henüz) anlatamayacağım sanırım.
Sevgili insanlar,
Size önce hayat bilgisi, ardından vatandaşlık bilgisi ve sonra da lise seviyesi felsefe derslerinde yanlış öğretmişler. "Özgürlüğün de sınırları vardır" cümlesinden bahsediyorum sayın yargıç. Özgürlüğün sınırları derkenki kasıt, mini mini birler, çalışkandır ikiler minvalinde bir şey. Birden ikiye atlayamazsınız, stop. Bunu da bir örnekle açıklayalım mesela; herkesin karnını doyma özgürlüğü ve hakkı vardır. Ama siz arkadaşınızın tabağındakilere de saldırdığınız vakit, o özgürlük tanınmaz hâle gelir. Sınırdan kasıt buydu yani.
Birinciyi anladığımızı farzedersek, ikinciye geçebiliriz o vakit. Bunu geçen gün de tekrarladım. Proudhon'un dediği gibi, "mülkiyet hırsızlıktır;" özgürlüğü de mülkiyet hâline getirmeye çalıştığınız takdirde, "benim"leştirdiğiniz ve "benim özgürlüğümü" savunduğunuz her adım da bir tür hırsızlıktır. Ve nasıldır ki; "benim özgürlüğüm"den mustaripleşmemiz ve müsteihleşemememiz bir türlü sona ermiyor, dinmiyor, bitmiyor, geçmiyor.
Öyle ki özgürlük kotaları oluşturulmuş adeta. Birini savundun mu, ikincide 3 kez düşünmek gerekiyor sanki. İğrençleşmek ve avamlaştırmak istemiyorum; ancak mehter marşı modeli mi uyguluyoruz özgürlüğe? Hayrola? İşte bu noktada o adam gibi algılayamadığımız "özgürlük sınırları"na geri dönmek gerekiyor. Üzgünüm ama o sizin özgürlük sınırı sandığınız şeyin adı benim lügatımda "özgürlük kotası", "özgürlük gaspı."
Anla-ya-madığım bir şekilde tahammül edemiyorum buna artık. Etliye sütlüye bulaşmayan, trendlere uygun "özgürlük"leri savunuyoruz. Aksi bir şey oldu mu, sus pus tıp. Bir dalga geçme hâli, bir "önce o özgürlük değil, bu özgürlük" yarışı. Özgürlük savaşı yaraştırmaca durumundan medet ummaktan başka bir şey göremiyorum.
Gözümde sadece "sözde" kalabilen bir genelgeçer özgürlük kotası oluşturulmuş bir durumda. Militarizmi ve darbeciliği "sözde" rahat rahat eleştirip, özgürlük savunabiliyoruz artık(!) Konu bir başka şeye gelince sus pus.
İşçi hakları? Tıp. Torba yasa? Sus şişt pus. Maden? Sosyal güvence? İşsizlik? "Ah aman bizim çocuk da bilmiyor işte. Evladım, hadi bakalım derslerine çalış sen."
TAPDK isimli kuruluş-umuzca yeni yasak getiriliyor; militarizm konusunda aslan kesilen özgürlükçüler, "zaten içki kötülüklerin anasıdır"dan bir adım öteye gidemiyor. Okulun birinde kız öğrencilerle erkek öğrencilerin arasına 45 cm konuluyor, "aman işte medya uydurması" oluyor adı. Tunus'ta yolsuzluklara, işsizliklere dayanamayan halk ayaklanıyor ve ülkenin başkanını yerinden ayrılmaya zorluyor, "üzücü" başlığıyla yola devam ediyoruz. İşsizlik, kriter dışı kalıyor.
Kapıyı çalana kadar herkes her şeyi dışarıda bırakıyor. Yerinde misin, rahat mısın? Bitti. Yandaki olmasa da olur; ayak ucun ölse de olur, nasılsa ikincil. Birileri protesto edip, canına tak ederse, en iyi ihtimalle "maceracı" damgası yiyor.
Bu mu yani? Özgürlük kotalarıyla mı özgürleşeceğiz? Bari çıkın açıkça deyin, "kardeşim ben bana dokunana laf söylerim, gerisini de umursamam" diye, siz de rahat edin, biz de edelim ve gidelim kendimizi mi atacağız, kaçacak mıyız ne yapacağız bilelim ve boşu boşuna da kandırmayalım kendimizi.
Kotasız özgürleşmek dileğiyle...
"Show must go on" buyurdu ekonomik veriler
Wednesday, December 16, 2009 | Posted by Tugc at 1:23 PM | Labels: ekonomik bunalım, işsizlik, kişisel görüş

Kuşe kağıda baskılı tavırlarda, işsizlik popüleritesini konuşturuyor. 13.4. 13.4 olmasına 13.4 de, unutulan bir şey var; gerçekle pek de bağdaşmaması. Neye göre 13.4? İşkur kayıtlarına, ortalama istatistiklere, sgk kayıtlarına göre. Kaçımız kayıtlı işkur'a? Mesela tam gün işsiz olan ben iki kere yok sayılma adayıyım.
1. İşkur'a kayıtlı ( kariyer.net-yenibiris.com'a kayıtlı olmak sayılmıyor), resmi bir 'işsiz' olmadığım gibi,
2. Umutsuzluk sebebi ile iş aramayı da bırakmam sebebiyle iş'siz' gücünde bile istatistiki bir 1 puan oluşturamam.
İkinci 'işsiz' bile olmaya değer görülememe mertebesinde ise, kayıtsızlık durumu bulunuyor. Türkiye'de kayıtsız iş-li oranı, tüik verilerine göre yüzde 46.9. İşsizliğinin yüzde 2si ile bakkal borcunu, geri kalanın binde 12siyle banka kredisini ödeyemeyen ve boş boş gezmek durumunda kalan Mehmet Amca'nın akıbetini soran yok. Sonuç itibariyle, ahalice bir işsiz berber, bir işsiz kalfaya, gel beraber kayıtsız işçi çalıştırıp, bari sigorta priminden yırtalım, demiş.
Bununla da bitmiyor. Ola ki işsiz ve işli gibi görünen işsiz kesim umutlanmaya kalkar diye de, Sanayi ve Ticaret Bakanı'nın sözleri bulunuyor: 2010, 2011, 2012 hep böyle işsiz kalacaksanız, diyor. En azından gerçekçi. Dipdiri gençlerimiz 3'er çocuk doğurup, evlerinin kadınları ve adamları olarak yaşayadursunlar; Türkiye Psikiyatri derneğinden Doç. Dr. Burhanettin Kaya durumun vehameti üzerine konuşup, artan intihar eğilimleri ve alkolizmle ilgili uyarılarda bulunmuş.
Siz de yukarıda anlatılanların tümüne ya da bir bölümüne kendinizi ait hissediyorsanız, aramıza hoş geldiniz. Acilen örgütlenip, bir şeyler yapma gerekliliğimiz dahil, Psikiyatri Derneği tavsiyelerde bulunmuş. Buyrun beraber inceleyelim.
1. En başta, iş aramaya mutlaka devam edin. "Nasılsa bulamam" deyip, hemen umutsuzluğa kapılmayın.
Demesine güzel demişler amma velakin, her gün iş bulma siteleri üzerinden beş, on başvuru yapıp; hiç cevap almamak, biteviye cevap beklemek, ret cevapları ya da pozisyona alım durdurulması haberleriyle karşılaşmak, bir noktadan sonra iş arayıcısında daha kötü bir yıkıma sebep oluyor. En azından cevap beklemenin yükünü ve olumsuz cevapların ağırlığını biraz olsun atabilmek için, aramayı bırakabiliyor. Kişisel yıkıma götürme olasılığı olsa da, bu böyle. Her gün bir adım daha umutsuzluğu beklemektense, acıyı kısa kesmeye çalışıyor insanlar. Çok da tabii değil mi allahaşkına?
2. Etrafınızda işsizlerle bir araya gelin, örgütlenin.
Örgütlenip, işsizliğinizi daha çok sorgulayıp, varoluşsal sorgulara daha çok girin. Militarist yaklaşımlarla sokağa dökülmekten, izinsiz "işsiziz biz, iş istiyoruz" pankart ve dövizleri eşliğindeki yürüyüşlerden kaçının. Polis copunu aklınızdan çıkarmayın. Yalnız örgütlenmenin şöyle kötü bir etkisi olabiliyor; örgütten biri olur a iş bulursa, davaya hakaret kapsamında ele alınıp, diğer örgüt üyelerinde psikolojik tahribatlara yol açabiliyor.
3. Çalışıyormuş gibi yapın. Sabahtan akşama kadar evde oturmayın.
Dışarı çıkıp, olmayan paralarınızı harcıyormuş gibi yaparak bu aktiviteye devam etmeniz de mümkün. Çalışıyormuş gibi yapın, kendinizi kandırın. Hayır efendim, çalışıyormuş gibi yapmayın. Eğer önceden zaten bir işiniz vardıysa, senelerce kayıtlı kayıtsız eşek gibi kapitalizme pompa işlevi yapma ödülü olarak görün bunu ve tüm gün yatın.
4. Sabah erken kalkın, giyinin, kendinize bakın.
Tüm kadın dergilerinde de, sanki her şeyin ilk çözümü buymuş gibi karşımıza çıkan bu tavsiyeyi esefle kınıyorum. Biz zaten güzel ve yakışıklıyız. İşsiz olduğumuz çirkin olduğumuz anlamına gelmez, gelse de sizi alakadar etmez. Sabah pijama zevki, uyuşukluğu ve karamsarlığıyla da bittabi idare edebiliriz.
5. Sürekli evde oturmayın, sosyal hayattan kopmayın.
a. Bunun için para, dolayısıyla bir iş ya da üzerine konacak bir anne-baba parası sahibi,
b. Sosyalleştiğiniz arkadaşlarınızın 'beleşçi' yaftalamasını kaldırabilecek kadar geniş gönüllü
olmanız gerekiyor.
Bu şıkları beğenmezseniz, okuldan kaçan kumarcı ilköğretim ve liselilerle birlikte daha da coşan, geleneksel ve emektar, işsiz ve tembellerin gözünün nuru, sosyalleşme mekanı olan mahalle kıraathaneleri bulunuyor.
Özetle seçip, beğenip, gönül rahatlığıyla alabilirsiniz.
Artık işsizim diye üzülmeyi bırakıp, işsizlikten zevk almaya bakın; tüm veriler de bunu söylemiyor mu zaten?
"Show must go on" buyurdu ekonomik veriler
Subscribe to:
Posts (Atom)

