Showing posts with label spontane. Show all posts
Showing posts with label spontane. Show all posts

Cok konusuyorsun demeyin.

Friday, April 3, 2009 | |


Sunlar kisa kisa aklima gelmisti. Konu basligi olarak yazayim dedim, belki sonra 'elabore' -eski turkcede uzun uzun aciklamak, konuya bayilmak, bir olmak filan demek bence- ederim, aklimda tutmaya calisinca cok basarisiz oluyorum.


  • Bazen yorum ya da yorumlara cevap yazarken cok kivrak kelimeler yakaliyorum ve cumlelerim pek hosuma gidiyor ve yorumla harciyorum diye kiskaniyorum cok feci. Halk arasinda "ah ulan su kiz benim olsun, 5milyar borcum olsun" durumunun bir turu kendisi.

  • Dun Inci Turkay'in -Betus haliyle kendinden sogutmus olsa da, zamaninda ufak ve asiri sevimli bir kiz cocugu (analar babalar sizde nasil vicdan var sarkisini yapan ve yazan adami bu yuzden affetmiyorum, her "kiz cocugu" deyisimde tamamen konudan kopuyorum bu sarki nedeniyle), belki kizidir bilmiyorum, ile cikti Digiturk reklamlarinda Betuslugunu affetirdi- iste bu bebekli reklamini bulup izledim tekrar. Ben o minik kizi yerim. Bu derin bilgi isiginda da farkettim ki, benim ilerde bir gun cocugum olursa, oyle bicir bicir bir sey olmasini istiyorum ve 'minik bir kocakari' sendromlu olmasin. Oyle olmazsa sevmezmisim gibi geldi birden.

  • Kardesimle konustum, minik soveniyle ilgili yazdigim yaziyi okumus ve "soven" kelimesini arastirmis, yaziyi da cok sevmis, zaman zaman gulup zaman zaman dusunmus. Bu blog cok informatif bir hal aldi, arastirmaya filan itiyorum.

  • "Takintili" olmanin soyle bir negatif yani var ki; her konuya ve duruma uygun sekil aliyor. Donemsel olarak favori kelimem ya da favori harfim oluyor mesela. Bu aralar nedense "H" harfi pek hosuma gidiyor, gorunce kipir kipir oluyorum. Sonra ey sevgili sabirli hala devam etmeyi basarabilmis, sadik okuyucu, farketmissindir bu aralar "hatta" ve "hah" ne kadar cok kullandigimi. Tamamen buyuk ve kucuk "H-h" sevgisinden kaynaklaniyor. Bir ara "primitif" kelimesine takilmistim ve uysun uymasin cumleye, bol keseden salliyordum. Odev yaparken de, kendi uydurdugum aksanimla "wunderbar, sehr schon" diyorum ayrica.

  • Marzipan benim canim benim canim benim, deli oluyorum sana.

Simdilik bu kadar, dagilabilirsiniz.


Share/Bookmark

Marihuana and Linguistics

Thursday, February 12, 2009 | |


Başlığa takılı kalmayın. 
Bu dönem aldığım derslerden birisi Dil Bilimi ve beni zorlasa da, açık ara farkla son zamanlarda aldığım en enteresan ders. Bugün mesela Türkçe'yi bile inceledik de, insan kendi konuştuğu dilde "ya bunun vurgusu damağımın önünde mi arkasında mı?" diye düşünmüyor hiç. Uluslararası Fonetik Alfabesini* yavaş da olsa öğrenmiş olmam bile [i] ve [ɪ ] arasındaki farkı konu Türkçe olunca çoğu zaman anlayabileceğim anlamına gelmiyor.
Mesela o üzerinde şapkası olan a'yı artık eskisi kadar kullanmasak da, "hala" ve "hala" arasındaki farkı bu garip ders, Fonoloji ile açıklayabiliyor. Kendi kendime "aaa bizimki böyleymiş" diyebildiğim ilk gün, etrafımdaki türkçe-bilirler, "eeee ne var?" diye gözleriyle bağırırcasına baktılar.
Ayrıca, [p] ve [b]'yi düşünürsek, biri diğerinin ses verilmiş hali. [p] derken çıkarılan ses sessizken ve gırtlakta bir titreşime sebep olmazken, [b] deyince tek fark o titreşimin meydana gelmesi.

Delirdiğimi sanmayın, çok eğlenceli.
En güzeli de psikolinguistik örnekleri. Kendileri tüm yanlış anlayıp/anlaşılıp, kıkırdaşmalar/ kıkırdaşmalara maruz kalmanın sebebi.
Gündem o kadar sinir bozucu ki şu aralar, -afedersiniz ama boka bulanıp, süte bulanmışçasına etrafına laf yetiştiren adamları dinlemek, foseptik çukuruna bakmaya benzer bir his yaratıyor insanda- Psikolinguistiğe takılıp, kafa yormak en azından sinirler üzerindeki katsayıları indiriyor.
Ha tabii öte yandan iyi ki bizim başbakanlar, bakanlar, cumhurbaşkanları ve bilumum diğer başkan eki almış isimler Psikolinguistik'i çok kurcalamıyorlar. El belde, "ben yanlış bir şey demedim, van münüt, psikolinguistiği çocuk yaşta yerleşmemiş olan sensin" diye şeyler duyabilirdik. Şunu da unutmamak gerek ki; psikolinguistik, "yanlış anlaşılmak" demek değil. Daha çok, birbirine benzer kelimeleri, cümle içinde beynin kendi arasında değişebilir şekilde algılamasıyla ilgili.
(örn:" of thee i sing === of the icing" olarak anlaşılıyor bu algı sorununda)

Bugün odadan çıkarken sabah canım sıkkındı ama işte bu derste gülme krizine girdim. Claire diye başka bir kız var, buradakilerde alışılmadık şekilde derslerde konuşan ve çok da gülen biri kendisi. Onunla gülmekten dersi anlayamadım bile hatta. Ders kitabından alıntı olan, psikoanalitik ve aksanlardaki gariplikle açıklanabilecek olan hikaye günümü güzelleştirdi. Kitabı dönem sonunda satarım filan diye de buraya koyayım dedim :)

"I had been teaching my three-year-old daughter the Lord's Prayer for several evenings at bedtime; she would repeat after me the lines from the prayer. Finally, she decided to go solo. I listened with pride as she carefully enunciated each word right up to the end of the prayer: 'Lead us not into temptation," she prayed, "but deliver some e-mail. Amen.'
(For those who might not be familiar with the Lord's Prayer, the last sentence should read 'Lead us not into temptation, but deliver us from evil.' "

* Uluslararası Fonetik Alfabesi (International Phonetic Alphabet), genellikle yabancı dil sözlüklerinin yanında kelimelerin yanında görülen, nasıl okunacağını gösterdiğini tahmin ettiğimiz ama aslında onlara bakarken anlayamadığımız -ipa bilmiyorsanız tabii- harfimsi işaretler. Latin alfabesine bağlı kalarak, sesleri gruplara ayıran ve onlarn değişik telaffuzlarını bile simgelendirebilen bir alfabe oluyor kendisi.

Reklamlar: Yazıya eşlik eden Williamsburg Winery'nin sınırlı üretimdeki Two Shilling Red grubu kırmızı şarabına teşekkürler ediyoruz, ben, iç sesim ve parmaklarıma bunları yazdıran 3. model ruh kardeşim olarak.

Share/Bookmark

Yeni grup bilmem ben

Wednesday, October 17, 2007 | |

Konu müzik olunca; "yeni"ye çok da kolay adapte olamayan biri olduğumu artık kabullenmenin zamanıdır sanırım. Yeni grupları sevemiyorum. Belki birkaç şarkılarını, ama hepsi o kadar. İtiraf ediyorum. Ben yeni grupların çoğunun ismini bile bilmiyorum. Önüme koysanız da ayırt edemem, hangisi nereliymiş, gruptakilerin isimleri neymiş, şarkılarının adları neymiş falan filan. Yok olmuyor. Yani böyle hava atmak için arada araştırıyorum filan ama, pek ilgimi çekeni yok. Bir kere birbirlerine aşırı derecede benzediklerini düşünüyorum. Mesela alternatif rock gruplarının hepsi birbirine benziyormuş gibi geliyor. Ve hatta bilmediğim bir şarkı dinletseniz, bunu a-radiohead b-placebo c-coldplay d-portishead mi diye bir soru sorsanız. Ben "e" derdim. Büyük ihtimal uydururum filan yani. Biliyorum bu gruplar yeni değil. Ama benim için yine de "yeni" kategorisinde onlar da. 90larda kurulmuş olmaları benim için "yeni" damgası yemelerine yeterli. Yeni dönem olarak da belli başlılarının tüm şarkılarını sıkılmadan ve severek dinleyebilirim. Mesela, HIM ve Muse. Marilyn Manson da yeni kategorime girer. O da bu grupta evet. Ama bunların dışında diğer gruplardan sevdiğim şarkılar tabii ki olur, hatta bayıla-da-bilirim. Ama yine de yine kim söylüyor unuturum. Eskilerde takılı kalmış biriyim ben. Psychedelic rock ve heavy metal en sevdiğim türler. Pink Floyd, Led Zeppelin, Queen, Metallica ve tabii ki Iron Maiden en sevdiğim gruplar. Yok yani, onlarsız anlamsız oluyor benim müzik listem filan. Onların dışında Guns'n'Roses,Rolling Stones, Deep Purple, Who, AC/DC filan da var tabii ki, ama onlar 2. sırada gelirler. Yenilere alışmak da istiyorum, ama onları atalarını kucakladığım şekilde kucaklayamıyor kulağım. Ne yapalım? Kulaklarım da eski zamanda kalmış oluversin benim yani... Yenilerden Indie sevmeye başladım biraz, ama o türde de bir dolu grup var, onları da karıştırıyorum :( Bu konuda dertliyim ben okuyucu. Ne yapsam? Aslında bütün bunları Pink Floyd'un Nobody Home şarkısını dinlerken düşündüm. İçinde nobody ve home geçen yeni ve eski bir dolu şarkı var. Popüler bir kombinasyon yani. Buna benzer diğer bir kombinasyon ise ; "wish you were here". Ama bana sorarsanız, en iyi "wish you were here", Joe Satrianni tarafından yapılmış beste. Dinlerken sakinleştirme etkisi filan var. Joe Satrianni bu sene İstanbul'a geldi, gidemedim. İsterdim dünyanın en iyi 3 gitaristinden biri olan bu şahısı sahnede izlemeyi. Kısmet falan filan gelmez bana, ama cidden kısmet diyoruz bu seferkine. Neden bunları yazdım ben de bilmiyorum aslında, öyle aklıma geldi sadece. Maksat değişiklik olsun. Ne demiş Pink Floyd;

"And that is how I know
When I try to get through
On the telephone to you
There'll be nobody home"
"I've got a strong urge to fly
But I've got nowhere to fly to ".
Okulum bitse, Latin Amerika'ya gitsem. Peru, Bolivya, Arjantin'de gönüllülük yapsam... Gelir miydin Sen de benimle?
*Fotoğraf anahita.deviantart.com'dan alıntıdır.

Share/Bookmark

Related Posts with Thumbnails

Arşiv