Eylül 2005'ten bir mektup

Monday, September 22, 2008 | |

Buraya ilk geldiğimizde, okulun geleneklerine göre Proclamation Night adında bir törene katılıyoruz. Tören 4 senelik üniversite hayatı boyunca 2 kez gerçekleşiyor. Biri 1. sınıfta, sonra da son sınıfta. 1. sınıfta beyaz bir elbise giyme zorunluluğu oluyor, okulun içindeki şapelde tören oluyor, kendine mektup yazıyorsun, dekan konuşma yapıyor. Tam yan sırada ise son sınıflar. 1. sınıfta yazdığın mektupları geri alıyor, cüppeleri üzerinde.

Uzun süre gitmemeyi düşünsem de, mezuniyete bile kalıp kalmamakta tereddütleri olan biriyim sonuçta, madem son sene, madem bu okuldayım, hadi bakalım bu sene bu aptal geleneklere de oflayıp puflamadan dahil olalım derken buldum kendimi bir anda. Gidip cüppemi aldım okulun bir ucundaki, daha önce hiç uğramadığım yerlerden.

En çok merak edilen şey belli, mektup. Ama ben mektubun her satırını hatırladığımı iddia ediyordum. O gün Norveç'teki, yani büyümeden önceki büyük lise aşkım Sloven Roman'ın babası kalp krizi geçirmişti ve bana kendisine kızdığı için olduğunu anlatan mesajlar atıyordu. Roman konusunun sonuçlanmasını istiyordum aynı zamanda. Herkes lise aşkını kocaman sanır. Lise aşkı büyümeden bir önceki adımdır, ardından gelen ve unutamayacak olduğunu hissettiğindir insanın hayatına imzasını atan aşk. Fakat o mektubun yazıldığı sırada 22 yaşında birisi yoktu. Nedense geçtiğimiz yıllar boyunca o mektubun içinde Roman hakkında yazdığımı, babasının kalp krizini falan filan da anlattığımı sanıyordum. Mektup beni şaşırttı. Ondan çok ama çok az bahsetmişim. Ve bunun olduğu tek kişi ben de değilim. Dilyana da lise aşkı hakkında yazdığını düşünürken, çok az bahsederken buldu. Mektupları almak ilginç. 3 sene önceki biri var o mektupta.

İsmim ve soyadımın yazılı olduğu zarfı aldığımda ilginç duygular içindeydim. Garip bir şekilde gözlerim doldu. Değişmemesini istemediğim yanlarım değişmemiş. Burdakiler gibi olmamışım hiç. En çok da bunu istemişim, üstüste tekrarlayarak.
İşte mektup:

Sevgili Tuğçe,
Bu gerçekten bana çok aptal geliyor. Yani benden gelecekteki bana mektup yazmamı istiyorlar. Burdaki insanlardan oldukça farklı olduğumu düşünüyorum. Biliyorum kesinlikle Amerikalı kızlar küçümseyerek bakıyorlardır bu yüzden. Bakışlarından anlamamak zor olurdu.

Ama ben onlar gibi olmak istemiyorum. Mümkünse kendi benliğimi en iyi şekilde korumak istiyorum.

Şu anda burdaki en iyi arkadaşım Deni. Onun gibi birini burada bulduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Umarım 22 yaşına gelip bunları okuduğumda hayatımda en azından bazı konularda bir yerlere gelmiş olurum ve Roman da sonuca bağlanmış olur.

Başka bir şey yazamıyorum. Belki de gerçekten bu yazdıklarım aptalca geliyordur.
Annem! Onu özlüyorum. Ve onun için çok üzülüyorum. 46 yaşına gelmiş, böylesine güzel bir kadının hayatında bu kadar çok şanssızlıkla karşılaşması beni üzüyor. Babamla şu anda konuşmuyorum. Ve 'senior year' ıma geldiğimde onunla konuşuyor olup olmayacağımı da merak ediyorum. Onu da özlüyorum galiba. İçim buruk.

Buraya geldiğim için mutluyum ama Amerikalıları gerçekten hiç sevmiyorum. O stereotype-commercial tavırları, tikky hareketleri ve züppelikleri beni deli ediyor. Oda arkadaşımı filan da hiç sevmiyorum. Umarım seneye Keller Hall'da olurum.

Kimbilir belki içimden geçen birçok şeyi gerçek yapabilirim.
Şimdilik bu kadar..
Hoşçakal.

Share/Bookmark

4 comments:

Anonymous said...

Interesting.

aycaeren said...

böyle bir seyi keske bize de yaptırsalardı.öğretmen olsaydım bunu kesinlikle gelenek haline getirirdim.sanslı oldugunu düşünüyorum kuzum.mesela ben bunu hiç yasayamayacagım.simdi yazsam 3 yıl sonra gelecek olan sey beni sasırtmayacak gibi geliyor.cok anlamlı bir dönemde yaptırmıslar bunu size.insanın en büyük ivmeyle göğe yükseldigi ve bir an havada kaldıgı zamanlar.sonrası malum:)öpüyorum gözlerinden.

jelatin said...

Bu "gelecekteki sana mektup" geleneğini neden aptalca bulduğunu anlayamadım. Belli ki 4 sene boyunca nasıl geliştiğini, değiştiğini, hangi yanlarının törpülenip, hangi yanlarının sivrildiğini sana daha iyi göstermek istiyorlar. Bu, cahil bir 1. sınıf öğrencisine aptalca gelebilir belki; ama bir 4. sınıf öğrencisinin bunu anlayamaması çok şaşırtıcı ve bir o kadar da üzücü.

Demek ki gerçekten, dediğin gibi, değişmemişsin. Birçok anlamda...

Diliyorum ki, ABD'den kurtulduğun an, istediğin tipte ve düşüncedeki arkadaşların olsun hep çevrende. Yani çektiğin çileye bakılırsa bunu çoktan hak ediyorsun artık.

Ms. Parilda said...

Jelatin: Aptal gelenek derken olay "mektup" değildi. Yani 1. sınıftayken mektup yazmak aptal geliyordu gelecekteki bana ve "beyaz" giymek, tüm okulun kızlarının aşırı heyecanlı çığlıklarıyla fotoğraf çektirmek filan. Son senede de yine aynı şekilde o fotoğraftan çekilmek ve yine çığlık atan kızları duymak aptalca geliyor. Ama mektubu alınca zaten içinde bulunduğum garip duyguları zaten dile getirdim :) İlginç bir şey. Değişmesini istemediğim yanlarımı tutmuşum en azından ve değişmesini istediklerimin de çoğu değişmiş. Demek ki var bir gelişme :)

Ayrıca, proclamation night'ın sadece ufacık bir parçası mektup, geri kalanı mum yakmak, alma mater filan okumakla geçiyor. Mum yakıp kopya çekmeyeceğine dair imza atıyorsun bir de. Gülünç geliyor.

Related Posts with Thumbnails

Arşiv