Bit pazarı I.

Monday, July 13, 2009

Geleli bugün tam 2 ay oldu ve şu dönemde bit pazarından alzheimerlı kafa ile eskisini bulup, ayrıştırmaya çalışan kadın modelinde, binlerce şeye rastlayıp rastlayıp kaybettim, buldum, kenara ayırdım. Bir nevi pirinç ayıklamak gibi. Hayatımda, canım-ciğerim-dostum dediğim ve çoğunlukla yanımda bir şekilde bulunmuş 3-4 kişinin dışında, her zaman yanımda bulunmamış olsa da hiçbir şekilde aramdaki bağın azıcık bile incelmeye uğramadığı birkaç kişi var. Şu an özellikle ikisi aklımda ve bunlardan birinin adı bu blogda da çok geçti.
İlki Tatiana. En garip, sinirli, her şeyi kırıp dökmek ister, herkese surat asar hallerime, aynı halleriyle eşlik eden insan bu. Birinci sınıfta okulun derslerine, bölümlerine, sistemlerine alışmaya çalışır, kendi gitgellerimle yeni tanışır halimde, gitgellerinden haberdar haliyle beni yalnız bırakmamış ve en önemlisi bu konuda yalnız olmadığıma inandırmıştır. Git-gellerden sosyal hayatı sekteye uğrayan insanların da feci sevilebileceğini, inanılmaz dostluklar kurabileceğini ve bu halinizi bile seve seve kaldıracak insanlar olabileceğini ilk onunla öğrenmiştim çünkü. İlk senemin final döneminde bir gün, son sınava 1-2 saat kala birer votka shotlar, algısı bilerek kendisi tarafından odada sigara içebilme özgürlüğü kapsamında bozulmuş duman dedektörü ve pek konuşmadan o an sadece "hayattan ve her şeyden ve herkesten" nefret etme duygusu paylaşımı eşliğinde; çalan telefon ve kapılara duyarsız kalmış, yok saymış, yerimizden bile kalkmamış, hatta bu çalan telefon ve kapılara yüz çevirmekten -artık iki kişi olduğumuzdan bu yaptığımız, inanmasam da, belki de yanlış tepkilere veduruma meşruyet, doğallık ve toplumsal açıdan da kabullenebilirlik kazandırmıştık- derin zevk almıştık ki; yüzlerimiz sınav öncesi gülmeye başlamıştı muzip muzip.
Ve bunun gibi başka bir sürü olay daha.. Gece ortak buzdolabından, başkalarının bitiremeyip sakladığı thai yemeklerini çalıp mideye indirmekten, kimsenin anlam veremediği danslar etmeye, sarhoşluktan kendini bilmez hale gelen birini polisten kaçırıp tedavi etmekten, kahve falı bakmaya kadar bir sürü şey işte...
Geçen sene okul da bittikten sonra, Rusya'ya dönme kararı aldığında yakın arkadaşlarına-mıza yolladığı not o yüzden de üzerimde unutulmaz bir etki bıraktı...Umarım o satırlardaki gibi, "şimdi ve burası" arasında en azından birkaç ratlaşmalar yaşarız şu dünya denen zibidinin üzerinde.
Bir de yazıyı buraya kopyalamadan önce...
Garip bir huyum vardır. Herkes aşık olduğu kişinin onda neler bulduğunu bilir. Neyini seviyordur, hangi huyunu, neresini, hangi tavrını falan filan. Kendimde garip bulduğum, ki belki de hiç garip değildir, huyum ise; çok aşık olduğum birinin bende arayıp bulduğu özelliklere başkalarında rastlasa o kişiye aşık olacağını ve o kişiden de benden olmuş olduğu gibi çok etkileneceğini düşünmek ve içten içe mantıksal boyutta olmayan ama zararsız şekilde kıskanmak.. Ve bu özellikler var mı diye de en çok bu tip yakın arkadaşlarımda ararım... Tatiana'nın bu notunu okuduğumda o yüzden bu kadar etkileniyorum belki. Hem neredeyse tıpatıp kendimi bulduğumdan, hem de bu tıpatıp kendimi bulmam sebebiyle bana aşık olan birinin, şayet tanışsa, ona da aynı derecede aşık olacağını düşünmemden...
..In the middle of piles of packing and going through stuff, I've found smth which made me smile and I'd like to share that with you since it leads to a point which I want to make and dedicate to YOU:)Girls would remember that better---recall writing a letter to yourself as a beginning freshman at UR stating what you would like to be/to see from yourself by the end of the years here?!
So yeh,,let me take you to 7 September 2003!..
" In 4 years, being a senior, I want to be able to say about myself that I respect myself for becoming who I am and admiring the deeds I did for the benefit of this community. In 4 years time, I want to love my native country even more than I did before and find a way for it to becoming a prosperous and "recovered" country, stick to this way, approach it and be as enthusiastic about this dream as I am now!In 4 years, I want to be able to look around and proudly say, pointing out who are my real friends, who love me just as I am and about whom I will care and think till the last day of my life.In 4 years time, I want to hold my degree in hands and be able to say : I did it! Nevertheless, I want this degree to be of equal value as my community work. I dont want to lose myself or change much, all I want to get after 4 years here is myself capable to see the way further on, finding new goals, but never becoming egocentric heartless person, who unfortunatly I see too often as adults. When I will look into mirror in 4 years time, I want to look straight into my own eyes not having a feeling of shame but proud!",,
I have not changed a word in what was written in this letter---I can provide the scanned original upon request:) Thing is ..despite terrible hand writing; slightly idealistic attitude; bad English; the fact that it is "after 5 years" not 4; and not 1 degree but 2 - Tati of few years ago managed to truly nail it and wrote a piece of writing which probably is the best/most meaninfull I have ever written on this campus.
Degrees, academics, jobs--yeh, that's the format of life which is same routine for every one, one way or another, and UR kinda helped me shape my 'way',,but the content of this life-the best gift these years spent in US have given me are who I desired - real friends, that would be you:)
With each of you individually and all of you together I have a story, a lesson of life, many memories--cheerful or harsh reality check ones, a connection, own jokes, little things and that is truly precious for me and I am thankful that you have touched my heart and life-you truly are to stay there forever now,,,sorry you are kinda stuck with crazy Russian!:)..
At this point I am pretty excited to be going back to European side of the ocean,,but at the same time it makes me real sad and heartbroken to be leaving you.......Once upon a time, my friend Rasa introduced me to a very nice quote which stays as smth i believe in ever since then:
"If our friendship depends on things like space and time, then when we finally overcome space and time, we've destroyed our own brotherhood! But overcome space, and all we have left is Here. Overcome time, and all we have left is Now. And in the middle of Here and Now, don't you think that we might see each other once or twice?"
Thank you for for being you and it's a pleasure, delight and a treat to have gotten to know you and to be getting to know you further,,not that ANY of you are by any way NORMAL, you are all very SPECIAL and there is endless amount of you that I still would like to discover!:)I really do love you guys.

Read more...

Yani olay tamamen şundan ibaret aslında;

Thursday, July 2, 2009

To avoid criticism do nothing, say nothing, be nothing...
-Elbert Hubbard
Notçuk: Sonuçta hepimiz cv'lerimizde ingilizce bilen insanlar olduğumuzu iddia ettiğimize göre, "ah havalı bebek, seni seni" çemkirmeleri -ABS freni şekliyle: eleştirileri- de geçersiz sayılıyor.

Read more...

Ay aman üff

Wednesday, June 24, 2009

Aslında kafamda binlerce şey var, düşündüğüm, yapmak istediğim ve de yazmak istediğim. Öyle bir uçtan bir uca lunapark gondolu gibi bir nevi. Ama durduğum yerde duruyorum. En basitinden, mesela şu an ben bence yemek yemeliyim çünkü en son öğlen 12'de 2 adet lokma yemiştim. Ama şimdi yarım saat sonra ehliyet kursuna bir görünmek amaçlı gelişimi gerçekleştirmem gerekiyor, maksimum bir saat orada boy gösterdikten sonra da dolmuşa binip ver elini tekrardan Kuşadası, anne yemeği hazır olacaktır. Yani bi 3-4 saat sonra evimde olmuş olurum ve zaten yemek yenilecek, şimdi bu yarım saate yemek sıkıştırmak, gereksiz bir israf mı olur güzel pişirilmiş yemekler adına diye düşünüyorum.
Çok duydum, biliyorum. "EVET, çok düşünüyorum." (evet'i büyük yazınca, sms'le tarife değiştirme mesajına cevap veriyormuşum gibi oldu, neyse) Yani elimde değil, hele de şimdilerde. Bir yemek yemek için bu kadar düşündüğüme şahit olduğumuza göre, kafamda binlerce şey olmasına şaşırmak işten bile değil.
Geçen hafta bir Dubai lafı geçmişti; annemle konuşuyorduk ki ondan, okuldan geçen sene mezun olmuş, ailesi de kendisi de Dubai'de yaşayan Bulgar bir arkadaşımın İstanbul'da bir proje için bulunduğunu öğrendim. "Ee, gel gel denize gireriz hem" dedim. Geliyor. Biletini bile almış İzmir'e, Kuşadası'na kolay gelebilir mi ki diye bana tasa oldu. Hayır, gelmesine gelir de; ben onu pazar İzmir'e nasıl götüreceğim ki? Arabam -hatta ız- yok, olsa da zaten ehliyet ağustosta alacağıma göre bana faydası yok. E şimdi kız gelecek, ayıp olur mu diye düşünüyorum aslında. Shuttle arayışlarındayım, buldum gibi sanki.
Aslında bu kafamdaki en gereksiz şeydi ama onu yazdım. Maksat yaşadığım bilinsin, okuyucunun algısından bir yudumcuk serin bi post geçsin.

Read more...

Dur, ben geleceğim.

Friday, June 19, 2009

Ege Denizi güzeldir, candır, biliyoruzdur. Yarından itibaren, internet bağlantısı yakalayabildiğim zamanlarda, yayına ordan devam edeceğim. Eski bir Oya Başar cümlesiyle ifade edecek olursak;
"beni izlemeye devam edin ... "
Bir de giderayak unutmadan söyleyeyim, yoksa rahat etmeyeceğim. Şu dünyada kıl olduğum binlerce insan ve insanımsılar var. Biri de Murat Boz. Tiksinç bir kişilik olarak gördüğüm yetmezmiş gibi, son şarkısındaki aptal kelime dizimi de kulağımı tırmalıyor. Neymiş; "ben özledim galiba seni." Burada özlemiş olmandan mı emin değilsin, yoksa özlediğin kişiye mi bu "galiba" nitelemesi. Ayrıca madem "galiba", bari söyleme. Feci gereksiz adam! Germeyin beni, n'olur.

Read more...

Galata'dan at beni, zam manyağı yap beni!

Thursday, June 18, 2009


Bence kriz sonrasının mottosu kesinlikle bu olmalı. Bir nevi, "uygarlaşma fobi"li toplumların tecavüzdenkaçamıyorsanondanzevkalmayabak sendromu. Bakmayın siz öyle deenflasyon söylentilerine ve günümüzdeki yansıması olan baristoklarıboşaltalım, pamuk ötvler çöpe kampanyalarına.
Zaten kriz var ve herkesin beyni yüz bin, daha fazla germe bizi diyor olabilirsiniz ama.. Bence krizin yavaşladı mı bitti mi, 5ti 3mü ha, söylesene, tartışmaları devam eder, haberlerde Obama ve şehit sinek dönerken, asıl korkulması gerekenin kriz sonrası olduğunu farketme zamanı geldi de geçiyor. Genellikle her krizde görülmüş bir şey olan, krizin ardından gelen kingkong enflasyon ve daha da yükselip, enflasyon + işsizlikle sidik yarıştıracak olan ve sonucunda enflasyon baba getirecek olan nominal faizler. Oh oh...

Neyse, bu kadar felaket tellalığına soyulmuş olmak yeter.
Sigaralara zam geliyor sayın seyirciler.
Hepsine birden, 50'şer kuruş. Kendisi okuduğunuz-duyduğunuz gibi 6 milyar TL para kazandıracakmış ekonomiye. Sigarayı bırakın diye bas bas bağıran duyarlı çevre, bunu sonucunda ekonomik duyarlılık ile çevresel ve toplumsal duyarlılık arasında sıkışıp kalacak. Kolay değil tabii. Sigara içen yurdum insanı, ekonomiye para pompalayacak. Son 5 aydaki toplam cari açığımızın 3.5'ta 1'i kadar hem de. Toptan bir "sigara içmeye teşvik" paketi nitelendiğinde olan işsizlik, kriz, sıkıntı üçgeninden buldular işte çıkar yolu. He heyt!

Ama bu haber sanırım en çok anneme güven getirdi. Bir eda ve çalımla, bundan sonra sigarayı bırak diyenlere; 'kızım, ekonomiye ne biçim katkı yapıyorum, ben olmasam işin bitikti' tarzı bir şeyler demeyi planlıyormuş.

Read more...

Farkettim ki

ben kıskanç bi insanım..

Read more...

NTV Jönü

Tuesday, June 16, 2009

Yeşilçamı kıl payı kaçırıp, büyük ihtimal baba baskısıyla meteoroloji mühendisliği okumuş ama içindeki jönü atamamış bir amca var. Kendisi s, z, j, c, ç, ş harflerini damaksıllaştırıp, (bakınız: dilbilimi, palatalization) gözlerim kapalı dinliyor olsam üzerinde robe-de-chambre, elinde bir kadeh viskisiyle, delici bakışları ve oynar başlıklı kafasıyla; "Ah Suzjan bilemejsin İsjtanbul'da naşıl sşoğuk hava dalgaları esjiyor" dediğine inandıracak neredeyse beni... Sırf onun için NTV Hava durumunu kaçırmıyorum; nerede olursam olayım, koşa koşa bu jönü izlemeye geliyorum.

Read more...

KİMİM?

Kim olduğum hakkında belli başlı düşüncelerim olsa da, galiba başkalarıyla paylaşmayı o kadar da istemiyorum. Bak, eskiden olsa isterdim de, fazla deşifre oldum bence.
En iyi şöyle tanımlayabiliriz: Hayatı çok sevmekle, ondan nefret etmek arasında inatçı bir çizgi varsa; ben onun üzerinde sek sek oynayanım.
Aslına bakılırsa yükseklik korkum da var ama o sek sek noktası da olmasa, sıkıcı bir insan olup çıkardım. Bazen o kadar çok konuşuyorum ki, kendim şaşırıyorum. Her insan gibi uyuyup uyanıyorum - bazen uyumadan uyanmadığım da oluyor- ama siz bana bakmayın.
Üzerinde önemli oldukları hakkında halk olarak mütabakata varılmış kişilerin resimlerinin bulunduğu kağıtlar var. İşte o kağıtları pek sevmiyorum. İnsanların doğasını bozup, saçma sapan bir şey haline getiriyor. Politikayı sevip, politikacılardan nefret etme durumundan da müzdaribim.(Umarım doğru kelimedir) Bir de, tembel olma halimle barışık olamayacak kadar çok tembelim. En büyük hayalim, bir sürü sevdiğim kitabı okuyup, kendi kafama göre araştırmalar yapacağım, evden çalışıp dışarı sadece gezmeye çıkabileceğim, bir sürü film izleyeceğim, bi de ışınlanma yoluyla görmeyi istediğim ülkelere gidebileceğim bir iş uydurmak. Bilim adamlarına da bir ışınlanmayı icat edemedikleri için kılım ayrıca. Her birkaç ayda ordan oraya uçmak yorucu çünkü. 
Şimdilik bu kadar. Arada burayı değiştirmeyi planlıyorum, heyecanlı oluyormuş, daha önce farkedememişim. Yine çok konuştum. Bunu yazana kadar yeni bir yazı yazabilirdim. Olsun artık.

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP