Nokta

Saturday, November 15, 2008 | |

Arada oluyor böyle. Bir an nefes alamadığımı hissettiğim yani. Bir çıkış noktası aramak gibi, hayat damarı bulmaya çalışmak gibi.
Grey's Anatomy'nin izlediğim bölümünlerinden birinde büyük bir kaza oluyordu ve adamın biri arabanın altında kaldığından, beynindeki baskıyı azaltmak için biraz nefes aldırmaları gerekiyordu. Matkapla delmişti Izzy, ufacık, öyle kurtarmışlardı adamı. Tabii ki beynime matkap sokulması gibi bir isteğim olamaz ama dün gece bir an öyle hissettim, aslında sadece dün değil de, son günlerde.
Pencereden baktım, yağmur sesi geliyordu. Çıktım. O kadar ince yağıyordu ki, üzerime geldiğini bile farketmiyordum ve bu beni sinir ediyordu. İçimden ve dışımdan "hadi hızlan, hadi hızlan, çok yağ" diye tekrarlamaya başladım. Tam Gazeebo'ya geldiğimde birinin kendi kendine gitar çaldığını duydum. Yanına gitmedim ama uzaktan başımı gökyüzüne kaldırarak baktım. Geçen seneye gittim birden, ondan önceki senelere de...
Her zaman yaptığım gibi geri gidişler...Çardakta oturup bacaklarımı göle doğru sallayıp, son ses kulaklarımı sağır edecek kadar yüksek sesle müzik dinlediğim, bir yandan da içimdeki dalgaları göle yansıtıp onu da dalgalandırdığım zamanlar geliverdi aklıma.
Sonra bir şey oldu.
Ve yağmur hızlandı.
Deli gibi, arttıkça arttı.
Kabanımı sıktığımda su çıkıyordu, tayt üzerime tamamen yapışmıştı, ayak bileklerimi geçen su birikintilerinden geçiyordum. Durmadım ve yürümeye devam ettim, bağırarak şarkı söyledim. Nefes almak böyle bi şey benim için. Aynı yerlerde aynı şeyleri yapınca boğuluyormuşum gibi hissediyorum ki, yüzükoyun yattığımda bile nefes alamıyorum sanki.
Geri dönmeye karar verdiğimde merdiven aradım, merdiven şelale gibi olmuş. Garip bir zevk veriyordu bana, çocuk gibi, "yaşasın yaşasın, evet işte tam böyle yağsın" deyip durdum. Ağlamıyordum ama gözyaşlarında boğulmaktan korkan Alice'e inat, gözyaşlarımda yüzmek, sörf yapmak... Fakat üzülmemek, sadece nefes almak.
Aklımdan Nikos geçti.
Norveç geçti.
Çocukluğum geçti.
Geçen seneler geçti.
Annem, babam, o, şu, bu...
Hepsi sıkılmadan geçti.
Nikos öldü. O da gitti. 3 oldu.
Ölmesine nedense şaşırmadım. Hiç hem de. Niye bilmiyorum. Bekliyor muydum onun ölmesini? Belki de. İnsan bir şeyde bir şey yokken beklemez aslında böyle şeyleri, değil mi? Ama o kadar hayat vardı ki içinde, "gidemeyecek, devam edemeyecek" diyordum sanırım kendime. 6 metre yükseklikten düşüp, başındaki sargıyla, ertesi gün tırmanışa yine giden birisi bu dünyanın saçmasapan düzeni için fazla olmalı diye düşündüm haberi alınca da. Tırmanışa gittiğinde ip tutmamış ve düşmüş.
O kadar.
Nokta konmuş.
Share/Bookmark

15 comments:

Anonymous said...

`Nokta` baslikli bir yazida, bir suru kelime ve dil bilgisi hatasi yapmissin.

Ms. Parilda said...

Kelime ve dilbilgisi hataları yaptığımı söyleyen kişinin bu konudaki uzmanlığı nedir merak ettim.

Anonymous said...

Bazen birileri gider, birileri kalır. Hayat böyle boktan bir şey. İstemediğin zamanlarda, istemediğin kişileri kaybetmek...
Ne olursa olsun yaşamaya devam etmek ama arkada kalanları da unutmadan devam edebilmek o boktanlığı bir nebze olsun alır.

Not: İnsanın duygularını anlatırken, birkaç tane salak işarete ihtiyacı yoktur. Çok isteyen blog okumak yerine tdk'nın sitesine girip, beyinsel mastürbasyonunu yapabilir..

Koala

Anonymous said...

Eleştirmen.

Anonymous said...

Sevgili 'Bodyguard'ınıza atfen;
Türkçemizi gelecek nesillere nasıl aktarmak istediğimiz konusunda hem fikir değiliz sanırım ancak yüksek lisans gören veya görmüş anadili Türkçe olan bir kişinin, kendi dilini kullanmaktan bile aciz olması ayıplanıcak bir kifayetsizliktir..

Bu arada özel bir not: Yardaklanıcaksanız da, en azından dürüst olun...

abilityenemy said...

hepsi gecer,hepsi duzelir elbet.
seneler sonra donup arkana baktiginda iyi ki yasamısım dersin umarım hepsini..

Ms. Parilda said...

Bu bloga gelen insanlar hakaret etmeye nedense bayılıyorlar. "Ego tatmini yapmaya çalışmak yasaktır" mı yazmalıyım yoksa?

Bir de en sevdiğim, hakkımda atıp tutmalar. Yüksek lisans gördüğüm ya da görmüş olduğum nereden çıkıyor?
Belki ben ilkokul mezunu biriyim ya da mülteci olarak Norveç'e, ardından ABD'ye geldim.

Ayrıca, bu kadar celalli bir şekilde yazmışsınız ama sizin ilk yorumunuzda türkçe karakter bile olmadığı gibi, ikincisinde de nokta ya da virgül yok.
Böyle mi aktarıyoruz beni eleştirmekte hak bulduğunuz Türkçe'yi?
Yani ne oluyormuş, insan bir nefes yazınca herhangi duygu huzmesi dolu bir halde, imla işaretleri hak getirebiliyormuş.

Hem kendiniz böyle yazıp, hem bana yorum yazan başkalarını ve beni eleştireceksiniz, pardon ama siz "eleştirmen" olamazsınız. O biraz vasıf gerektirir.

deryik said...

Dayanamıyorum geliyor: Hemfikir birleşik yazılır. "Ayıplanıcak" değil "ayıplanacak" yazılır, keza "yardaklanıcaksanız" değil, "yardaklanacaksanız"; çünkü henüz -ıcak diye bir ek yok. "Yardaklanmak" diye bir fiil de yok aslında; ama onu Salah Birsel kontenjanından bir yaratıcılık varsayıyorum. "Atfen"den sonra noktalı virgül değil virgül konmalıydı ya da belki iki nokta. O noktalı virgül "ancak"tan önce gelmeliydi. Bir de iki nokta yan yana kullanılmaz; öyle bir işaret yok. O üç noktadır, iki nokta anca üst üste konur. "Yüksek lisans" görülmez, "yüksek lisans eğitimi" görülür, yüksek lisans "sahibi" olunur."Bodyguard" da pek türkçe değil; ama artık benden olsun o kadarı. Daha gider bu.

Özetle, olacaksanız tam olun, olmuş gibilik de ayrı bir kifayetsizlik. Böyle bir yazıda dilbilgisi derdine düşmek de, feci bir duygusuzluk. Öte yandan vasıfsız bilmişliği eleştirmenlik sanmak kendi içinde tutarlı bir hareket, ona lafım yok.

Anonymous said...

bodyguard demek. ilginç bir bakış açısı. aşağıda bir arkadaş yazmış ama yazamadan edemedim. tek kelime türkçe biliyorsan ben de eşeğim. "ayıplanıcak" demek. üstüne üstlük "yardaklanıcaksanız". valla bak ağzımla gülmüyorum bu yazdıklarına. sen nasıl güldüğümü anlamış oldun. bu -ıcak ekini şimdilerde sms gençliği kullanıyor ve sen kendine eleştirmen diyorsun. neyse ben gülmeye ama ağzımla gülmemeye devam ediyorum. bu arada bodyguard değilim, olmadım, fiziki şiddetten hoşlanmam. burada kimsenin korumaya ihtiyacı da yok. herkes birey olarak kendisini rahat rahat savunıcak. pardon savunacak.

koala

Anonymous said...

Bayan Deryik;
Konuya vakıf olmanız mutluluk verici. Sizinle, "Türkçenin doğru kullanımı." üzerine keyifli bir münakaşa edeceğimizi: Blog sahibesinin, uyarımı dikkate alıp, yazısında ki gülünç hataları düzeltmek yerine, yorumumu yayınlayıp; beyhude bir polemiği başlatmak istediğini, gördüğüm ilk andan itibaren öngörmüştüm. Nitekim, gelişiniz tez oldu.

Ünlü daralması hakkında bilgi sahibi olduğunuzu; belki de heyecanınız etkisinde, gözardı ettiğinizi umuyorum.

Yardak köklü bir fiil türettiğim doğrudur. Yaratıcılığımın eseri, "Dayanamıyorum geliyor" dan anlarsınız.

Noktalı virgül, mektup kullanımlı. 'e-mail' gençliğinizde pek bilinmese de. Bağlaçtan önce noktalı virgül yeni olsa gerek.

"Yüksek lisans" konusu, dilbilisi yerine, dil felsefesi konusu olabilir. "Burdan yakalım." derseniz; bilakis, berhudar olurum.

"iki nokta yanyana" haklısınız. Karakteristiklerimdendir..

Bodyguard yerine mindguard yakıştırması yapmak isterdim ancak arkadaşta ve blog sahibesinde, 'mind' anlamının; eksikliğine hükmettim...

Tam olmak, güzel bir "ütopya". Biz dikkatli olalım kafi.

Bayan parılda;
İlk yorumumun özensiz olmasının nedeni: yorumumu yayınlamayacağınıza ve hatalarınızı düzelteceğinize olan yersiz inancımdan ötürüdür. Yazınız, bırakın bir duygu vermeyi; herhangi bir konu bütünlüğünden bile yoksun. Hayatınız boyunca onbeş-yirmi cümleye sahip bir paragraf kuramadığınızın, fikrine kapıldım. Kabiliyetinizi hor görmek istemiyorum ancak ilk uyarımda da vermek istediğim mesaj: Yazıyorsunuz madem en azından özen gösterin...

Ms. Parilda said...

Valla baktım ki noktalama işaretlerine karşı bir sempatiniz var, kırmayayım dedim. Başkaları bana bir şey söyledi diye oturup hemen boyun eğebileceğimi düşünmek de ilginç tabii. Ayrıca ek bir bilgi vereyim. Bu tip minimal gereksizlikler yaşama sevinci veriyor bana, ondan kavga çıkarıyorum yok yere. Maksat herkes kavga etsin, ben izleyeyim. Hobim benim bu.
Bu arada eski kelimeleri kullanmakla boylarımız bir karış uzamıyor.

İngilizcenize de hayran kaldım. Kelime oyunları filan, müthiş.

"Mind" eksikliğimiz varmış, Koala ve benim. Oldu, iletirim ben kendilerine. Siz de hak verirsiniz ki; daha algılayamıyoruz sizin gerekliliğinizi ve bilirkişiliğinizi.

Ben çocuğa söyledim, virgül, noktalı virgül, nokta, soru işareti, iki nokta üstüste filan almaya gitti. Gelecek.
Saygılar.

Anonymous said...

Eleştirmen insanı, sidik yarıştırma konusunda üstad gibisiniz. Evet "mind" yok bende fotosentez yapıyorum ben geceleri. Gündüzleri de güneşe bakan bir köşede yaşıyorum. Merak ettiğim şeysu şu; insanların duygularını nasıl yazacağına yönelik hakkı size kim verdi. Sizi Turkcell'in sms danışmanı yapmak istiyorum. Bütün gün yazılan sms'leri düzeltmeniz için.

Bu arada o kazlar yandı. Çevirmenize gerek yok...

Koala

Anonymous said...

Özgüven, hoş bir meziyet ancak sizin pişkinliğinizle karşılaştırılamayacak kadar değerli bir erdem. Yardım etmek için attığım bir mesajdan yeterince 'reyting' çıkarmanıza saygı duyuyorum. Beyhude bir çaba: sizin gibilere yardım etmek, nihayet kabulleniyorum.

Cehalet, bir ayıp veya bir hastalık değildir Parilda hanım. Giderilmesi mümkün bilgisizlikler bütünüdür. Ancak sizde kavrama eksikliği bariz öne çıkıyor. İşte bu tedavi gerektirebilir. Yoksa bu irfansızlık gün gelir(Bu yazınızda olduğu gibi) elimize ayağımıza dolaşabilir.

"Kelime dağırcığımız kadar, düşünürüz." Demişti bir sevdiğim. Biraz aklınız varsa, bu sözü düşünmenizi; tavsiye ederim.

"Vasıfsız eleştirmen" sıfatıyla: Gençlerimize, ilm öğretmek; gurur verici. Bu konunun böylesine farklı mecralara çekilmek istenmesinden hoşnut olmasam da sonuçtan feyz aldığımı belirtmek isterim. Sürç-ü lisan ettimse af oluna. Hadi kalın sağlıcakla.

Ms. Parilda said...

Yorumları tekrardan okuyunca şunu gördüm ki, siz noktalama işaretlerini sadece olmadık yerlere fırlatmayı biliyorsunuz. Ayrıca, cehalet ayıp değildir ama nedense en zoru sizin gibi yarı bilenlerle uğraşmaktır. Bilmediği gibi, bilmediğini de kabullenmeyip, başkalarına ders vermeye çalışanlar. Ne güzel değil mi?

Mümkünse, madem bu kadar hatalı bir post olduğunu düşünüyorsunuz, sizin noktalama işaretlerinizle ve düzelmiş kelimelerle okuyalım.Burada bir sürü yorum yazarak uğraşacağınıza, düzeltip yollayın, okuyup görelim hep beraber.

Anonymous said...

Yorumları tekrar okuma zahmetine katlanabilirseniz, açıkça görüceksiniz ki, ben noktalama işaretlerinin yoksunluğunu hiç eleştirmedim ancak sizin dilbilgisinden anladığınız tek şey bu olsa gerek.

Yazıyı düzeltirken kaç hata olduğunu, açıkça görmüş olmanıza rağmen hala neyin peşinde olduğunu ancak tahmin edebiliyorum.

Bence ilgi çekmeye ihtiyacınız yok çünkü eskiden çok iyi ve popüler bir yazardınız.

Aslında ben bu konuyu çoktan kapadım ancak size son bir tavsiyem olsun isterim : Madem kendinize bir uğraş arıyorsunuz, size Sun Tzu'nun Savaş Sanatı adlı eserini okumanızı, ardından 'Chessmaster 8000' de(en azından)2000 puan yapmanızı öneririm. İnancım o ki: Bu sayede, benimle mücadele edebilicek teknik bir zemine sahip olabilirsiniz.

Zafer sarhoşluğunda fazlaca ukala olduğumu biliyorum. Huyum kurusun...

Esen kalın.

Related Posts with Thumbnails

Arşiv