And I made it...

Monday, May 11, 2009 | |

Önce Davis UWC burslularının kitapçığı geldi; bu sene mezun olacakların neler yaptıklarını, neler yapacaklarını okudum, eski arkadaşlarımı gördükçe duygulandım, gurur duydum, yaşadıkları değişimlere şaşırdım, imrendim, sevindim; Zimbabwe'den bir arkadaşımın ve aslında o sayfalardan herhangi bir tanesinde isminin altına yazdığı "it is not about me or us, it all about ...." dedikten sonra hayatında değişiklik yaptığına inandığı kişilerin isimlerini yazdığı satırlarda ismimi gördüğümde daha da garip oldu içim.
Ardından, son dersime girdim, sonra finaller de bitti. Hatta inanılmaz yağmurlu bir haftanın ardından günlük güneşlik olmuş bugün geldi. İçim öyle garip duygularla, sorularla, yapmak istediklerim, karar veremediklerim, neresinden ve nasıl başlamalılarım,  en absürd halimden en "ben" halime kadar bilen en yakın dostlarımı, bir şekilde şu anda dünyada en iyi bildiğim sokakları bırakacak olmam'dan tutup; bavullarım için vahvahlanmalarıma kadar öyle çok şeyle dolu ki; anlatmam mümkün değil.
6 yıl doldu. 
Bundan 6 sene önce havaalanında hem cesur olmaya çalışıp, hem de 16 yaşındaki çok da büyümemiş haliyle dayanamayıp, arabada Kuşadası'ndan, İstanbul Atatürk Havalimanı'na kadar ağlayan; kendi halinde bir şekilde dünyaya ve etrafındaki her şeye kafa tutmaya çalışan kız; en azından kafasına koyabildiğinde ağlaya zırlaya da olsa, hatta kızgınlıklarına, özlemlerine ve kendine rağmen de olsa bunu yapabileceğini gösterdi. 
Bugün aldığım o kocaman kağıt parçası o yüzden önemli işte, üzerinde yazdıklarından değil; bana tüm bu 6 seneyi kanıtladığından.
İyi ki D. ve Y. vardı yanımda... Ve iyi ki tam o kağıt parçasını alacağım sırada, yukarlardan ismimi bağıran eski arkadaşlarımı gördüm. Dün D.'ye de söyledim, bu kadar erkenden yola çıkınca hayatta bi şekilde, insanın etrafında asla hiçbir şeye değişemeyeceği bikaç dostu, ailesi haline geliyor, "ev" oluyor.  Senelerce yaşadığım aitlik karmaşasının tek çözümü haline gelmişler, bunu özellikle son 3-5 günde daha da iyi anladım. 
Şimdi her ne kadar "geri dönüş" de olsa -ve tam da bu sebeple başkaları "e bildiğin yer, 'ev' "dese de-, benim içimde "yeni bir yer"e gitmenin endişesi, telaşı, stresi, korkusu, karmaşası var ve bunu da hiç bilmeyen birine tarif edebilmem çok güç. 

Kışın tatil için gelirken, "Şu dünyada kendimi en ait hissettiğim yer 'Munich Franz Josef Strauss Havaalanı' " yazmıştım. Bir yerden bir yere gitmeye alışkın olmaktan mıdır, duramamaktan mıdır bilemem; hatta bundan 3-5 ay sonrası ile 1.5 sene sonrası arasındaki bağı bile kuramam. 

Tek bildiğim, kafama yeni bir şey takmam gerektiği...Geri kalanı da hüzün, mutluluk, yalnızlık ve çokluk karışmış; havaalanlarında veya dünyanın herhangi bir yerinde beni bekliyor sanırım.

Share/Bookmark

4 comments:

91 said...

Tebrikler, diploma güzeldir, bırakıp gelmek ise zor. Bazen yapmak zorunda kalıyor insanlar işte. 9 sene önce yaşadığımı sen yaşıyorsun şimdi, benimse tek verebileceğim tavsiye son defa havaalanına giderken, yalnız git. Seni bırakanlar herkes için daha da zorlaştıracaktır işi. Ya da ben saçmalıyorum şu anda.

monochromatic said...

'Shine on You'..Tebrikler.

mahallenin delisi said...

"ev"ine hoş gelmiş hissedersin umarım.
HOŞGELDİN =)

Ms. Parilda said...

91: Arkadaşım vardı benimle uçağa binen ama ayrılmak garip bir histi.

Monochromatic: Galiba "Shine on you" lafı en çok şimdi ihtiyacım var.

Mahallenin delisi: Umarım. Gerçi henüz hala hissedemedim ama "ev" ya da değil, bir süreliğine bir şeyleri rayına sokup güç kazanayım, yetecek sanırım bana. Hah bir de sen hasta olma bu kez de, görüşelim.

Related Posts with Thumbnails

Arşiv