Bit pazarı II.

Monday, July 20, 2009 | |


Laura.
Hani soyadı İsveççe "the boys" anlamına gelen, yakın arkadaşlarına yazdığı kişisel notları "Lettin Lover" diye imzalayan, Norveç yıllarımın ilkinde okulun otobüsünden inerken tanıdık bir yüz olmayacağını bile bile,belki bulur muyum diye aranan benim boynuma birden dolanıp; "i'm laura from latvia, i m your roommate" diyen deli kız.

Sonra 16 yaşında, insanın ne istediğinin tamamen sarmala dolanmış halindeki zamanlarında, üzerine bir de hiç ama hiçbir tanışıklığın olmadığı bir yere gidip, "ah ben türkiye'de erkek arkadaşımı bıraktım ama yine de biz hala beraberiz" diyebilecek aşmış kapasitenin yaşandığı bir yaşta; bir üst sınıfta olma sebebiyle olsa gerek, bunları aşıp varoluşsal sorgulamalara başlamış biri.

Enfes resim yeteneği olduğunu aylar sonra öğrendiğimde beni çok şaşırtan, edebiyata feci kabiliyeti olan,yatağının üstündeki dolabında annesinin dikmiş olduğu minik keselere doldurulmuş değişik çayları saklayan, o yaş içinde seksle ilişkisi odadaki herkesin dikkatini çeken, yatağının kenarlarında prezervatif karikatürleri bulunan, telefonunun şarj aletini hep tavana yakın rafından dolandıran, turuncumsu ruj, değişik etekler ve bol pantalonlar giyen Laura...

Adaptasyon sorunumun tavan yaptığı -ki bu tavan yaptığı sıralar yok olmasına en yakın zamandır- zamanlarda, med-cezir anlarındaki terslemeleri, samimiyetinden daha önce dikkatimi çekmiş olsa da; doğum günü sürprizimin en güzel keklerini yapmış ve en can alıcı noktada, yani o ilk senenin en zor gecesinde, ranzanın üstünde oturan bana bakıp; "hadi çay içelim banyoda, bişeyler izleriz ya da muhabbet ederiz yanında da" dediği an - beni önceden okuyanlar o yıllara ait anılarımda norveç'teki yıllarımda en can alıcı muhabbetleri hep tuvalette yaptığımızı bilir- işte o vazgeçilmezler ve ömür boyu saklanacak olanlarım arasına girmiştir. Öyle ki, o an bunu düşünmekte ne kadar haklı olduğumu, 3 sene sonrasında onu ve diğer birkaç arkadaşımı görmeye üniversitelerine gittiğimde odasında geçirdiğimiz 2 saatte - bana yine o değişik çaylarından yapıp, reçel ve minik krakerler çıkarmış, 3 senede iç dünyamızda olanları özetlemiştik birbirimize- tekrar kanıtlamıştı...

Laura'nın mezun olduğu sene andacına yazdıklarıysa o an değil ama - belki anlamamışımdır bile tam anlamıyla ilk okuduğumda-, 4 sene sonra beni gerçekten "vurmuştu." Andacının kendisine ayrılmış çeyreğinde, fotoğrafının üzerine, başkaları için kendisi şunları yazmıştı:

I fail to communicate with people, I struggle, I have complexes, I keep losing the ones I love, I regret, I think too much & end up having no time to act, I sing and dance when nobody sees me, I get sudden happiness & misery attacks, I complain & pity myself too often. I'm almost never on time and I am enemies with deadlines. I make holes in friends' fences, I'm lazy sometimes, I push away people who I want but can't love, I fail to be open, I cry & move on... I try...again and again. I can't decide, I'm afraid, I exhaust my emotional capacity. I dream intensely, I am blind and I am thankful that I met you...

Share/Bookmark

1 comments:

Fatih Altay said...

Güzel insanın dostluklar kurması.

Related Posts with Thumbnails

Arşiv