Showing posts with label mektup. Show all posts
Showing posts with label mektup. Show all posts

Deni'ye mektuplarımdan kitap olur

Monday, March 8, 2010 | |


Yarın balık alacağım. Hani Paçozgül'ü beraber almaya gitmiştik ya, bana iyi gelsin diye... Yine iyi gelsin diye balık alacağım. İsmini de hazırladık annemlerle. Saliha Hüsam. Önce annem "Hüsamettin"i attı ortaya, aynı anda Buse "Saliha" olsun diye tutturdu. Saliha'yı annem de beğendi ama benim içime sinmeyince, "Hüsam, koyacağım, Ada yolundaki kamyoncular kahvesindeki çocuk gibi" dedim. Ama onlar da bunu beğenmedi, malesef! Birkaç yabancı, roman kahramanlarından isim türetme denemelerinden sonra; Saliha Hüsam'da karar kıldık. O sırada çift cinsin balık için pek mümkün olmayacağını düşünerek, Hüsam'ı soyad olarak atadım. Kıbrıslı bi balık olacak bu biraz, anlayacağın. Hem Hüsam babasının adı olabilir diye düşündük; durum böyle olunca da soyad olarak geçmesi gerekir, değil mi? Aramızda da Sally diye seslenmeyi düşünüyoruz. Batıya dönük yüzünü de öylece betimlemiş olduk.

Paçozgül'ü alırken, her seçtiğimiz balık hakkında, yok pH değerli akvaryum, yok şöyle su, böyle yem uyarıları yapan kıza sormuştum; "Don't you just have a normal, regular fish?" diye, hatırlar mısın?

Yine "normal-regular-fish beklentisi" işte. "Normal, sıradan hayat" getirsin diye.

Share/Bookmark

Eylül 2005'ten bir mektup

Monday, September 22, 2008 | |

Buraya ilk geldiğimizde, okulun geleneklerine göre Proclamation Night adında bir törene katılıyoruz. Tören 4 senelik üniversite hayatı boyunca 2 kez gerçekleşiyor. Biri 1. sınıfta, sonra da son sınıfta. 1. sınıfta beyaz bir elbise giyme zorunluluğu oluyor, okulun içindeki şapelde tören oluyor, kendine mektup yazıyorsun, dekan konuşma yapıyor. Tam yan sırada ise son sınıflar. 1. sınıfta yazdığın mektupları geri alıyor, cüppeleri üzerinde.

Uzun süre gitmemeyi düşünsem de, mezuniyete bile kalıp kalmamakta tereddütleri olan biriyim sonuçta, madem son sene, madem bu okuldayım, hadi bakalım bu sene bu aptal geleneklere de oflayıp puflamadan dahil olalım derken buldum kendimi bir anda. Gidip cüppemi aldım okulun bir ucundaki, daha önce hiç uğramadığım yerlerden.

En çok merak edilen şey belli, mektup. Ama ben mektubun her satırını hatırladığımı iddia ediyordum. O gün Norveç'teki, yani büyümeden önceki büyük lise aşkım Sloven Roman'ın babası kalp krizi geçirmişti ve bana kendisine kızdığı için olduğunu anlatan mesajlar atıyordu. Roman konusunun sonuçlanmasını istiyordum aynı zamanda. Herkes lise aşkını kocaman sanır. Lise aşkı büyümeden bir önceki adımdır, ardından gelen ve unutamayacak olduğunu hissettiğindir insanın hayatına imzasını atan aşk. Fakat o mektubun yazıldığı sırada 22 yaşında birisi yoktu. Nedense geçtiğimiz yıllar boyunca o mektubun içinde Roman hakkında yazdığımı, babasının kalp krizini falan filan da anlattığımı sanıyordum. Mektup beni şaşırttı. Ondan çok ama çok az bahsetmişim. Ve bunun olduğu tek kişi ben de değilim. Dilyana da lise aşkı hakkında yazdığını düşünürken, çok az bahsederken buldu. Mektupları almak ilginç. 3 sene önceki biri var o mektupta.

İsmim ve soyadımın yazılı olduğu zarfı aldığımda ilginç duygular içindeydim. Garip bir şekilde gözlerim doldu. Değişmemesini istemediğim yanlarım değişmemiş. Burdakiler gibi olmamışım hiç. En çok da bunu istemişim, üstüste tekrarlayarak.
İşte mektup:

Sevgili Tuğçe,
Bu gerçekten bana çok aptal geliyor. Yani benden gelecekteki bana mektup yazmamı istiyorlar. Burdaki insanlardan oldukça farklı olduğumu düşünüyorum. Biliyorum kesinlikle Amerikalı kızlar küçümseyerek bakıyorlardır bu yüzden. Bakışlarından anlamamak zor olurdu.

Ama ben onlar gibi olmak istemiyorum. Mümkünse kendi benliğimi en iyi şekilde korumak istiyorum.

Şu anda burdaki en iyi arkadaşım Deni. Onun gibi birini burada bulduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Umarım 22 yaşına gelip bunları okuduğumda hayatımda en azından bazı konularda bir yerlere gelmiş olurum ve Roman da sonuca bağlanmış olur.

Başka bir şey yazamıyorum. Belki de gerçekten bu yazdıklarım aptalca geliyordur.
Annem! Onu özlüyorum. Ve onun için çok üzülüyorum. 46 yaşına gelmiş, böylesine güzel bir kadının hayatında bu kadar çok şanssızlıkla karşılaşması beni üzüyor. Babamla şu anda konuşmuyorum. Ve 'senior year' ıma geldiğimde onunla konuşuyor olup olmayacağımı da merak ediyorum. Onu da özlüyorum galiba. İçim buruk.

Buraya geldiğim için mutluyum ama Amerikalıları gerçekten hiç sevmiyorum. O stereotype-commercial tavırları, tikky hareketleri ve züppelikleri beni deli ediyor. Oda arkadaşımı filan da hiç sevmiyorum. Umarım seneye Keller Hall'da olurum.

Kimbilir belki içimden geçen birçok şeyi gerçek yapabilirim.
Şimdilik bu kadar..
Hoşçakal.

Share/Bookmark

Bu sadece O'nun için,

Wednesday, September 12, 2007 | |

YANİ ANNEM İÇİN...

Zaman ne kadar hızlı geçiyor anne...Ben zamanın yavaş geçişine şikayet ederken, hızlı geçince suçluluk duygusuna kapılıyorum. Ya olur da bir şeyi unutursam diye...Tarihini unuttuğum bir şey olmuyor da, o günün o tarih olduğunu hatırlamam zor oluyor bazen...Ya kaçırırsam diyorum, eyvah ya gün biterse de ben yetişemezsem diyorum...
Ama yetiştim...Hem unutamazdım ki zaten seni...

Bu ayrı geçen 5. sene oldu...Yanında olsaydım şu anda, "Sen benim en ciğerimin köşesi, en bitanecim, en sevgilimsin" derdim...
"Aman da büyümüş dulcuk dulcuk laflar mı ediyormuş annesine" derdin sen de. Gülerdik beraber. Yine gülelim. Hele sen hiç üzülme, seni üzenleri bana söyle, ben gidip alayım hesaplarını.

Yıllar geçtikçe ben büyüyorum, sanki sana daha çok yakınlaşıyorum...Hani insan çocukları için yaşarmış ya, inan bazen çocuklar da bunu hissediyor. Mesela ben her dönüşümden önceki gece, başka şeylerle uğraşıyor oluyorum. Çünkü yanında oturursam ağlar da seni üzermişim gibi geliyor, kaçıyorum. Ama uzağa gitmiyorum, merak etme :) Sonra yanına yatıyorum senin, sen uyumuş oluyorsun, ufacık ufacık nefes sesini duyuyorum. Sanki ben senin kızınmış gibi değil de, sen benim bebeğimmişsin gibi geliyor, sabah saatin alarmı çalıncaya kadar ben tetikte seni düşünüyorum, etraftaki herşeyi de tembihliyorum, "anneme iyi bakın, yoksa bozuşuruz" diyerek.

Kısacası ben seni çok seviyorum. Umarım ileride bir gün, ben aynı senin gibi bir anne olabilirim...Senin kadar iyi yapar mıyım bunu bilemiyorum, çünkü öylesine güçlü bir rakipsin ki bu konuda, ne yapsam yetmezmiş gibi geliyor bazen. Ama aynı zamanda kızarak, bağırarak, gülerek, dalga geçerek, çılgınlaşarak, bana en büyük yol göstericisin...

Biliyor musun ben herkesten daha şanslıyım aslında, bakma şikayet ettiğime. Çünkü Sen varsın benim için, benim annemsin, hiç kimseyi kıskanmaya bile yeltenmeyecek kadar kocamansın içimde.

Seni çok seviyorum Anneciğim, benim bir tanecik Gamzoş'um, şekerim....

Doğum günün kutlu olsun!

Share/Bookmark

Bir mektuptan

Monday, February 19, 2007 | |

"Havaalanına gideceğimiz gece hiç uyumadım.Hala daha uyuyamam havaalanına gideceğim günlerde. Hep kalbim ağzımdaymış gibi atar, ağlamakla güçlü olmak arasındaki o kısa çizgide yürür dururum. Yanımda yatan annemi izlerim, kalkar banyoya gider, Buse'ye bakarım. Ellerim,dudaklarım,kalbim titrer, ne yapacağımı bilemem. İlk gecenin etkileri mi hala, bilmiyorum. Ama o gün, 24 Ağustos 2003 tü galiba, benim hayatım ve benliğim gerçekten değişmeye başlıyordu..."
Share/Bookmark

Related Posts with Thumbnails

Arşiv