Tusen tak!

Saturday, August 1, 2009 | |

Şu ehliyet kursuna yazıldığımdan beri, daha önce hiç uğraklığımın olmadığı eski sanayi bölgesi, en sık gittiğim yer oldu. Minibüsten mavi binaya en yakın yerde in, büfenin arkasından 30m. ilerledikten sonra karşıya geç ve sağa dön. Sadece bir deliğe sahip olmanın kadın olmaya ve felik objenin kendisini hiç de bu kadar üstün görmediği bir kadınlık kavramının tam ortasına düş. Bakışları mı saymalı, atılan lafları mı?
Bir şey mi var kafanda, o bakışlardan nefret ettiğini belli ediyor musun, etmiyor musun hiç de umurlarında değil. Sen zaten ne düşünüyorsan düşün, onlar aralarında "ulan hangi şanslı sanayi esnafı arkadaş" diye düşünüp duracak.

Garip aslında. Gençleri ya da yaşıtım gibi görünenleri geçtim. Çocuğu, torunu olacağım yaşta heriflerin bakışı en mide bulandırıcı, en aşağılayıcısı. Ama o yerden, umuyorum son kez geçerken, bana öyle hiç de yiyecekmiş gibi bakmayan bir şey, aslında iki şey çıktı. İsimlerini bilmiyorum ama mavi binanın önüne gelir gelmez etrafımı çevrelediler, kötü kötü bakmadılar, hele yiyecek gibi hiç. Bir tanesi, herhangi bir kadına yiyecekmiş gibi bakmayı hiç öğrenmemiş olmalı. Diğeri bikaç adam kovalayınca bıraktı. Ama koyu kahverengi gözleri olan gittiğim yerin sonuna kadar takip etti. Ve gariptir, o benimle yürümeye başladıktan sonra kimse bir önceki kadar rahatsız edici bakamadı. Hafif maçoluk vardı galiba yanımdakinde ama önemsemedim.
Dayanamadım konuşmaya başladım.

-Senin adın var mı acaba? dedim.
Şöyle bir gözgöze geldik, çok derin baktı. Söylemedi ya da söyleyemedi adını.
-Olsun. dedim. Öyle masum duruyorsun ki. Ama sanki biraz pissin gibi geldi.
Yine öyle derin derin baktı. Aramıza bir araba girdi, beni gözünden kaçıracağından korkup hemen koştura koştura geldi tekrar yanıma. Hiç konuşmadan ilerledik.

Dünden beri hiç gülümsemeyen beni gülümsetti.
Kursun önüne gelmiştik ve benim artık yazıhaneye girmem gerekiyordu. Öyle ani oldu ki, yaptığım manevrayı anlamadan kendimi yazıhanenin içinde buldum. Hoşça kal bile diyememiştim, görüyor musun, hay alah...?
Sonra bir baktım, yanında olamadığımı görünce, hemen geri dönmüş ve buldu. Kapıda biz ordan ayrılmak zorunda kalıncaya kadar beni bekledi, gözlerini hiç kaçırmadan, bir kulağını düşürüp komiklik yaparak baktı bana hatta.

Köpek kıyafetinde dolanan o şey, bir kadını herkesten daha iyi anlıyordu.

Share/Bookmark

5 comments:

Bugra said...

Ya her$eyi geçtim.. İ$in sosyal boyutunu vs..

Ama be karde$im olmaz ki :)) O kadar güzel anlatmı$sın ki, yazının sonuna kadar büyük bir heyecanla okudum.. Ve her$eyden önce itiraf ediyorum o köpeği bir " adam " sandım..

Süper! Mükemmelsiniz ikiniz de.. Sen yazıyı bu kadar güzel yazdığın, köpek de bu kadar " adam " olabildiği için :)

Mutluluklar.

Fatih Altay said...

Cogu zaman hayvan bile olamıyo ya insan yazık hakikaten

zebercet said...

her daim hayvanlara duyduğum merhamet ile kimi zaman insanlara beslediğim öfke aynı düzeylerde seyrediyor. ikisi de bir hayli yüksek.

NoktasizvirguL said...

Tebrikler cidden çok güzel bir yazı olmuş, yorum yazmadan öylesine okuyup geçemedim...

Gokhan said...

Uzun zamandır seni göremiyoruz
Ehliyeti alıp dünya turunamı çıktın :)

Related Posts with Thumbnails

Arşiv