Ah siz bana bakmayın!

Thursday, September 24, 2009 | |


Bir gün öyle alıştıracağım ki insanları yokluğuma, yok olduğumda fark edilmeyeceğim. Bundan korkuyor muyum yoksa sallanan dişin geriye itilerek alınan haz duygusuna benzer bir zevk mi alıyorum, hiç bilemiyorum. Bencillik mi, umarsızlık mı, yalnızlaşma çabası mı; yoksa yalnızlıktan çok korkmak mı? Aralarında fark olduğunu ayrımsayamadığım oluyor bugünlerde... Dört gözle, "benim dinlenmeye ihtiyacım var, kafamı boşaltmam lazım" diyerek beklediğim 'yaz' tatilimden sanki daha da yorgun dönmüş gibiyim. Kafam daha dolu; yetmezmiş gibi, beynim ingiliz anahtarının arasına sıkışmış, kalbimle de topaç oynuyor olsam, daha az yorgunlaşmış olacağımı düşünüyorum.
Etrafımda inandığım ve benim yaşadığım şeyler ile düşündüklerimi düşüneceğini düşündüğüm insanlara kafamı kaldırıp bakıyorum -ya da bir şekilde telepatik olarak arıyorum işte, her neyse-; söylenilenlerin ne kadar yalan, herkesin ne kadar boş laf olduğunu görüp insanlıktan, kendim de dahil olmak üzere elbette, daha da bir nefret ediyorum. Yapmak istediğim şeyleri düşünüyorum sonra... Gerçekten yapmak istiyor muyum, yapabilir miyim, yapabilecek miyim, yoksa ben de boş laf insanlardan biri miyim diye düşünüp bulutlanıyorum, sanki ona inancım bile sıfırlanıyor bazen. Sonra zaman geçiyor; -zaman dediysem üç beş dakika, üç beş saat, üç beş gün falan işte, ne farkı var ki?- etrafta benim boş halkamdakilerin dışındakilere dönüp bakıyorum...

Şerefsizin biri yakalanmış, babası oğluyla gururunu doldurmuş mektubunu yollamış; 5 sene mi 24 mü alır bu "çocuk" diye tartışıyoruz da, kimsenin aklına "abi bu ülkede taş attı diye hapse atılan çocuklar bugün toplamda yirmiküsürlü yıl ceza alma ihtimaliyle, davanın akıbeti belirsiz hali ne olacak, onları nasıl dışarı çıkarabiliriz" diye sormakla, o konuda da savcı kesilmek gelmiyor... Benim ikidebir dilime doladığım işssizlik hepimizi boğacak kadar artmış; şerefsizlerin birileri kan da kan, bitireceğiz ulan deyip duruyor; okyanusun 5 ay öncesine kadar bulunduğum kısmında "insanlar paraları yoksa ölsünler işte bana ne" diye protestolar dönüyor; bu arada açlar artıyor, hastalar artıyor, vergiler artıyor, birileri ceplerini doldurdukça fakirleşiyoruz falan ama hiç kıçımıza bile takmamakla kalmayıp; 'al sakızını, ver laikliğimi, ver ekonomimi, al götümü" oyunu oynuyoruz.

Ben de burda oturmuş içimi neyin kararttığını bulmaya çalışıp, yalnız mıyım değil mi anketi yapıyorum.


Hepimiz öyle yalnızız ki aslında, öylesine kurbanı olmuşuz ki meretin; bir farketseniz kanınız çekilir...

Share/Bookmark

2 comments:

Elestirel Gunluk said...

Serefsiz sozu hic bu kadar hos gelmemisti kulagima...

Ms. Parilda said...

"Kral çıplak" demek gibi bir şey aslında. "Aaa gerçekten çıplak mı, değil mi?" diye de şaşırması var, işimiz çok anlayacağın.

Related Posts with Thumbnails

Arşiv