Showing posts with label insanlar öcüdür. Show all posts
Showing posts with label insanlar öcüdür. Show all posts
Günün Notu Vol.5
Sunday, January 10, 2010 | Posted by Tugc at 11:47 AM | Labels: günün notu, insan, insanlar öcüdür
'İnsan' olabilmenin, sadece 'tür'lerden biri sanılması ne kadar da trajikomik. Temsili vücut şartlarına uyma halinde, bu titrın alınabiliyor olması ise, belki de daha içler acısı. Çünkü hiçbir insanlık vasfı olmadan, kendine 'insan' diyen canlılarla karşı karşıya kalmak zorunda bırakmak gibi bir defosu bulunuyor.
Yap bir kötülük, at denize, nasıl olsa yine taburcu olursun...
Friday, September 25, 2009 | Posted by Tugc at 11:18 AM | Labels: insanlar öcüdür, kişisel görüş
İçimdeki nazar boncuğunu anlamlandıran "batıl-su", 'Kenan Evren taburcu oldu' haberini görünce, ikilimlerle ödüllendirildi. Gariptir; ben bu haberi görünce içimden 2 başlık geçti aslında.
1.Kenan Evren 'yine' taburcu oldu. 2. Kenan Evren 'hala' ölemedi. Bir anda olup biten bu içsel başlıklarım, 'kötüler acı çekmek için çok yaşar', 'kötüler çok yaşar, çünkü Allah sevgili kullarını yanına alır' ve 'karma felsefesi' üçlemi olarak da alt başlıklara ayrıldı. Kötüler acı çekmek için filan çok yaşamıyor valla, Kenan git gel git gel check-uplar tadında Marmaris-Bodrum hastanesi yolunu gezinti mekanı bellemiş bence, gezmek için, medyatik olma zevkiyle de "ehe ehe gitçem-döncem" yapıyor. İkincil olarak, kötüler harbiden çok yaşıyor, öyle olmasaydı Kenan'ın işi ne hala, kazık çaktı herif, ölemedi gitti. Üçüncül ve son olarak; karma felsefesi kadar uydurmaca bir şey görmedim, bir nevi sen iyi ol, öbür tarafta huriler seni bekler afrodizyağı...
1.Kenan Evren 'yine' taburcu oldu. 2. Kenan Evren 'hala' ölemedi. Bir anda olup biten bu içsel başlıklarım, 'kötüler acı çekmek için çok yaşar', 'kötüler çok yaşar, çünkü Allah sevgili kullarını yanına alır' ve 'karma felsefesi' üçlemi olarak da alt başlıklara ayrıldı. Kötüler acı çekmek için filan çok yaşamıyor valla, Kenan git gel git gel check-uplar tadında Marmaris-Bodrum hastanesi yolunu gezinti mekanı bellemiş bence, gezmek için, medyatik olma zevkiyle de "ehe ehe gitçem-döncem" yapıyor. İkincil olarak, kötüler harbiden çok yaşıyor, öyle olmasaydı Kenan'ın işi ne hala, kazık çaktı herif, ölemedi gitti. Üçüncül ve son olarak; karma felsefesi kadar uydurmaca bir şey görmedim, bir nevi sen iyi ol, öbür tarafta huriler seni bekler afrodizyağı...
Özetle,bu yazının başını okuyamayanlar umrumda olmasa da bir tekrar niteliğinde; Kenan yine taburcu oldu, yaptığı kötülüklere rağmen acının a'sını çekmiyor, 'orantılı' kuvvetimiz orada da iş başında.
Mesela az sonra yine unutacağız; orantıya buyrun.
Yap bir kötülük, at denize, nasıl olsa yine taburcu olursun...
Ah siz bana bakmayın!
Thursday, September 24, 2009 | Posted by Tugc at 2:07 PM | Labels: icsel, insanlar öcüdür
Bir gün öyle alıştıracağım ki insanları yokluğuma, yok olduğumda fark edilmeyeceğim. Bundan korkuyor muyum yoksa sallanan dişin geriye itilerek alınan haz duygusuna benzer bir zevk mi alıyorum, hiç bilemiyorum. Bencillik mi, umarsızlık mı, yalnızlaşma çabası mı; yoksa yalnızlıktan çok korkmak mı? Aralarında fark olduğunu ayrımsayamadığım oluyor bugünlerde... Dört gözle, "benim dinlenmeye ihtiyacım var, kafamı boşaltmam lazım" diyerek beklediğim 'yaz' tatilimden sanki daha da yorgun dönmüş gibiyim. Kafam daha dolu; yetmezmiş gibi, beynim ingiliz anahtarının arasına sıkışmış, kalbimle de topaç oynuyor olsam, daha az yorgunlaşmış olacağımı düşünüyorum.
Etrafımda inandığım ve benim yaşadığım şeyler ile düşündüklerimi düşüneceğini düşündüğüm insanlara kafamı kaldırıp bakıyorum -ya da bir şekilde telepatik olarak arıyorum işte, her neyse-; söylenilenlerin ne kadar yalan, herkesin ne kadar boş laf olduğunu görüp insanlıktan, kendim de dahil olmak üzere elbette, daha da bir nefret ediyorum. Yapmak istediğim şeyleri düşünüyorum sonra... Gerçekten yapmak istiyor muyum, yapabilir miyim, yapabilecek miyim, yoksa ben de boş laf insanlardan biri miyim diye düşünüp bulutlanıyorum, sanki ona inancım bile sıfırlanıyor bazen. Sonra zaman geçiyor; -zaman dediysem üç beş dakika, üç beş saat, üç beş gün falan işte, ne farkı var ki?- etrafta benim boş halkamdakilerin dışındakilere dönüp bakıyorum...
Şerefsizin biri yakalanmış, babası oğluyla gururunu doldurmuş mektubunu yollamış; 5 sene mi 24 mü alır bu "çocuk" diye tartışıyoruz da, kimsenin aklına "abi bu ülkede taş attı diye hapse atılan çocuklar bugün toplamda yirmiküsürlü yıl ceza alma ihtimaliyle, davanın akıbeti belirsiz hali ne olacak, onları nasıl dışarı çıkarabiliriz" diye sormakla, o konuda da savcı kesilmek gelmiyor... Benim ikidebir dilime doladığım işssizlik hepimizi boğacak kadar artmış; şerefsizlerin birileri kan da kan, bitireceğiz ulan deyip duruyor; okyanusun 5 ay öncesine kadar bulunduğum kısmında "insanlar paraları yoksa ölsünler işte bana ne" diye protestolar dönüyor; bu arada açlar artıyor, hastalar artıyor, vergiler artıyor, birileri ceplerini doldurdukça fakirleşiyoruz falan ama hiç kıçımıza bile takmamakla kalmayıp; 'al sakızını, ver laikliğimi, ver ekonomimi, al götümü" oyunu oynuyoruz.
Ben de burda oturmuş içimi neyin kararttığını bulmaya çalışıp, yalnız mıyım değil mi anketi yapıyorum.
Hepimiz öyle yalnızız ki aslında, öylesine kurbanı olmuşuz ki meretin; bir farketseniz kanınız çekilir...
Ah siz bana bakmayın!
Racoons and river otters and gooses and goosebumps
Friday, December 12, 2008 | Posted by Tugc at 8:16 AM | Labels: hayvanlar candır, insanlar öcüdür
Okulumun demirbaşı haline gelmiş sevgili kuğular ve kazlar,
Sizleri seviyorum.
Özellikle de gece yanınızdan geçerken kafanızı gıdı-boyun-göğüs arası bir yere gömüp, kendinizi ısıtışlarınız beni cezbediyor. Bana saldırmayacağınızı bilsem, gelip o kafanızı gömdüğünüz yerden sizi öper, sonra da kendi kafamı da yerleştirirdim birkaç dakikalığına. Ama ne zaman yanınızdan geçsem, eğer uyanırsanız; "işin mi yok kızım, git uyu" der gibi bakıyorsunuz. Başka bir arkadaşıma da saldırmış olduğunuzu bildiğimden, kendimi ağırdan satıyorum size karşı biraz. Aslında siz de haklısınız... Bu aptal "homosapiens"lerle uğraşmayı niye isteyesiniz ki? Gün gelir iyi davranırken, soslu bir masa süsü olmayacağınızın garantisini bile vermezler. - Hatta vermek de istemezler- Bir canlı olarak insanlar 101. Sanmıyorum ki, bir rakun gelsin de sizi önce besleyip, sonra soya, tatlı-ekşi, ballı hardallı soslu servis etsin yada etmeyi hayal etsin.
Rakun demişken; bu hafta rakun da gördüm. Rakun'un türkçesinin "rakun" olduğu konusunda hala bir tatminsizlik yaşıyorum ama bunun şimdi sırası değil. Çok kocamandı. İlk senemden beri gördüğüm 5. yada 6. rakundu sanırım kendisi. Sincap gibi hemen koşarak kaçıyorlar.
Sincaplar candır. Sokak kedisi kıvamındalar burada. "Bir ağaçta kuştan çok sincap görme ihtimaliniz ise daha ağır basabilir" diyerek de güzel bir iddia koyuyorum ortaya. En azından ben daha çok sincap görüyorum kuştan.
"İnsan görmek istediği şeyi görür" deyip, yıllar önce okuduğum Murathan Mungan'ın 3 Aynalı Kırk Oda isimli kitabının 2. hikayesinden alıntı yaparak, "saklanmanın en iyi yolu sürekli göz önünde olmaktır. Kasiyer kızı herkes görür, kimse farketmez" gibi bir örnek vererek de sinirimi bozmayınız lütfen. Marjinal davranışlar sergiliyor zaten kendisi şu aralar, böyle bir gerginliğe ihtiyacımız yok, değil mi?
Cevabınızı duydum. Teşekkür ederim. Bence de.
Lafı hafif dolandırdım ama bence iyi bağlayacağım. Öz olarak, sincaplar gerçekten kuşlardan daha çok karşıma çıkıyor. Kuş arıyorum göreyim diye mesela ama hep sincap atlıyor, bir an ürksem de boş bulunup; "oh hi, what's up buddy" leşiyoruz artık sincaplarla. Öyle bir samimiyet noktasına geldik anlayacağınız.
Okulumuzun diğer hayvanları arasında, 2 tane kedi de var. Tüm okul tanıyordur büyük ihtimal. Hepi topu biri sarı, biri siyah-beyaz 2 kediyi de farkedemiyorlarsa, gidip kuğuların yanında başlarını gömsünler zaten gıdılarına. Böcek ve kelebekleri saymadığımıza göre, az önce görmüş olduğum tavşan da hoş bir anı sayılabilir, değil mi?
Kendi kendime "aaa tavşan" deyivermişim. Ama sonra türkçe dediğimi farkedip, "are you a rabbit?" diye sordum ona. Biraz kesti beni, sonra uğraşmadı, arkasını dönüp sekerek uzaklaştı çalıların arkasına.
2 hafta önce okulda olmasa da, susamuru ve deniz aslanı gördüm. Su samurları sandığımdan çok daha "deli dolu"larmış. Deniz aslanı ise yalnızdı... Acaba canı sıkılıyor mudur?

Racoons and river otters and gooses and goosebumps
Subscribe to:
Posts (Atom)


