Denizin delisi bir kadının saatleri...

Sunday, January 24, 2010 | |

Görsel şurdan.
Virginia Woolf'a ne kadar hayran olduğumu, yakınlarım bilir. Bu hayranlığa sebebiyet veren profesörüm, Liz Outka'yı da unutmamak gerek tabii ki. Hayatımda onun kadar edebiyata aşık bir edebiyat profesörü gördüğümü, dürüst olmak gerekirse; görebileceğimi de, sanmıyorum. Bir insan, herhangi bir kitabın, herhangi seçili satırlarını nasıl o kadar coşkulu okur, bilemem. Heyecanı öğrenciye geçer, yaşar, yaşatır. Bir bakarsın; Woolf'un Deniz Feneri'ndeki ressam Lily, onun Woolf'la iç içe geçmiş kişiliği oluvermişsin. Sonra başını kaldırırsın; Lily gitmiş ve artık Tony Morrison'un Sevilen'indeki Sethe'sindir. Öyle bir profesörden ders almak gerçek bir şanstır ve insan sanki her yazar sevebilirmiş gibi hissediverir. Virginia Woolf da o günlerden kalma bir sevgidir benim için, Outka'nın sevgisi mi geçti, yoksa onda kendimden bulduklarım, daha mı fazla bilemem, bilemiyorum. Ama garip bir kadındır Woolf. Bir yandan çok bilindik gibi, bir yandan ne idüğü belirsizdir. Sanki aklından geçenleri, sinir krizlerini tüm karakterlerine paylaştırmış gibidir; ama yine de içine attıkları ve bilinmedik binlercesi var gibi gelir insana. Hayatını okuyup, izledikçe bir tatminsizlik duygusu dağcığı yükseltiverir, şaşarsın.

Mesela hem kocasına aşıktır; hem de başka bir kadınla aşk yaşadığı söylenir. Hem birşeyleri değiştirmek ister gibidir; hem de ölmek isteyip durur. Ama en önemlisi; hem yaşayamaz olup, hem yaşamayı istemesidir deli gibi. Hani 'Saatler' filmi vardır, Michael Cunningham'ın kitabından, Stephen Daldry'nin yönetmenliğinden çıkma; Nichole Kidman'ın Virginia Woolf'u canlandırdığı. İçiçe geçmiş 3 kadın, hangisi Woolf, hangisi Woolf'un karakteri, hangisi onu okuyan kadın karıştırtıverir insana. Ama şu'dur aslında: Woolf, ünlü kitabı Mrs. Dalloway için, öncesinde 'Saatler' ismini vermeyi düşünmüştür. Kocasına yazdığı mektupta da kullanmıştır 'saatler'i, 'zaman'a takılmasını. Zaman aşımları arasında, bilinç aşımlarının, duygusal karmaşası gibidir kendisi. Garip ve deli bir kadındır. Karakterlerine bile bedeller ödetmek isteyen bir deli kadın. Dayanılmaz sinir krizleri dönemleri geçiren bir kadın. Tam her şeyi eleştirdiği bir dönemde İngiltere'ye dair; 1. Dünya Savaşı'nın patlamasıyla, 'eleştirilecek şeyler hepten yok olunca ne yapılır o karanlıkta?' diye soran bir deli, bir cesur kadın. Hem insan cesur olunca deli de olmaz mı ki zaten? Sorduruverir insana öyle.

Kendime yakın hissetmemin faktörlerinden biri de, farklı Richmond'lar olsa da; 'Richmond' serüvenlerimizin bulunması da olabilir belki. Ve der ki 'Saatler' filminde kocasına; 'Eğer Richmond ve ölüm arasında seçmek zorunda kalsam, ben ölümü seçerdim.' (But if it is a choice between Richmond and death, I choose death) Kapana kısılmış gibi hissettiğim zamanları hatırlatır bana o sözleri, her duyuşumda...

Ve tabii ki beni bu kadar cümle yazmama iten; yine aynı filmden ama aslında kocası Leonard Woolf'a yazdığı bir veda mektubundan olduğu söylenen sözlerinin aklıma takılmış olması. Sonrasında denize yürüyüp, kendisini denizle buluşturmuştur zaten Woolf...

"Sevgili Leonard. Hayatın suratına bakmak, her zaman, hayatın tam suratına bakmak ve onun ne için olduğunu bilmek. Hayatın ne için olduğunu bilmenin sonunda da, sevmek ve ondan vazgeçmek. Leonard, hep yıllar var aramızda, hep yıllar. Hep sevgi. Hep saatler."

Dear Leonard. To look life in the face, always, to look life in the face and to know it for what it is. At last to know it, to love it for what it is, and then, to put it away. Leonard, always the years between us, always the years. Always the love. Always the hours.

Share/Bookmark

4 comments:

DoDo said...

Ben de çok severim Virginia Woolf'u, bu yazın çok hoşuma gitti. Şu sıralar Virginia Woolf ile Vita-Sackville West'in birbirlerine yazdıkları mektupları okuyorum, tavsiye ederim. Değişik bir aşk, değişik bir sevgi ve tabi ki edebiyat yüklü satırlar var.

DoDo said...

Az önce yorum yazdım ve sonra yanlışlıkla sayfayı kapadım, sanırım yollanmadı o sırada...

Şöyle bir şey demiştim: Ben de çok severim Virginia Woolf'u, yazın da çok hoşuma gitti. Şu sıralar Virginia Woolf ile Vita Sackville West'in birbirlerine yazdıkları mektupları okuyorum, tavsiye ederim. Değişik bir sevgi aralarındaki. Bir de, keşke benim de üniversitede öyle bir dersim, öyle bir hocam olsaydı, çok takdir ediyorum öğrencilerini böyle etkileyebilen insanları.

Ms. Parilda said...

Kaybolmamış, sadece ilk yorumun mailime daha sonra düştü.

Yazının uzun olacağını bile tahmin etmemiştim aslında, bir anda çıktı öyle. Beğenmene de sevindim :) O mektupları ben de alp, okumayı çok istiyorum.

Hocama gelince; bizim okulda, sanırım sizinkinde de öyledir (gereksiz not: sizin okulun kurucularından biri ve şu anda yönetimde, benim okulumdan mezunmuş, geçen nisanda tanışmıştık), bölümün ne olursa olsun, genel eğitim zorunlu dersleri vardı. Bir tane edebiyat, bir tane tarih falan gibi. Genellikle edebiyattan kolay diye, çocuk edebiyatı aldı arkadaşlarım ama ben hem saati, hem de saati uyanlardan en çok ilgimi çeken olması sebebiyle, modern novel almıştım. Kadının da ilk dönemiydi bizim okulda. Feci bir şeydi, dersten D alsam üzülmeyecektim, o derece ve sanırım hocaya taptığımdan, çok uğraşmışım, kötü not almadan geçmiştim. Sonra baktım, kadın daha önceki okulunda da, ödül filan almış, öğretimi hakkında. Bi de kadının asıl alanı, 20yy edebiyatı ve özellikle Woolf ve Joyce'du. Sırf Woolf üzerine bir dersi bile vardı; düşünsene!

verbumnonfacta said...

virginia woolf' la karşılaşabilecek olsaydım on aşunu sorardım galiba: söylesinize madam, deniz fenerleri buradan uzak durun demek için mi, yoksa ben buradayım demek için mi salar ışığını karanlığa?

Related Posts with Thumbnails

Arşiv