İçimizdeki minik Freud

Friday, January 15, 2010 | |

Görsel hilarionxx87.deviantart.com'dan alıntıdır.

İki kez psikologa gittim. İkisinde de verilmiş olan, ikinci randevulara gitmedim. Hem de; 'ikinci kez de gelmek ister misin?' sorularına, 'evet' cevabı vermiş olan benken. Biri kadın, biri erkek, ikisi de okulda çalışan; çoğunlukla 'benim çocuğum niye esrar içiyor' sorularıyla telefonlarını çaldıran anne-babaların ortakları olarak, 'kolej'li çocuklara yardım etmeye çalışır gibi yapan; 1. sınıfı okuyan kolejli çocukların 'oh, my boyfriend backhome broke up with me, we were gonna get married, and everything was simply awesome' (Ah, lisedeki erkek arkadaşım beni terk etti, evlenecektik onunla, her şey tek kelimeyle muhteşemdi) tavırlarıyla uğraşıp, onları 2. döneme kadar partilere hazırlayan; ama bazen de benim gibi ' uyuyamıyorum ve uyuyamadığım için derse gitmiyorum, sonra da notlarım kötüleşiyor' vakasıyla gelenlerle akilce konuşuyorlardı. İyi insanlardı aslında da; genellikle bilinçaltındaki yanlarına gitme sebebi 'gideyim ki, profesörler de uykusuzluk problemime ve bu iniş çıkışlarıma o kadar da çıkışmasınlar' olan kişiler için, pek de yardımcı değillerdi.

Bir kere söylediklerie inanmıyordum ve bir tanesinin dinlememi tavsiye ettiği üç beş meditasyon müziği ve kelimesinin kafama taktıklarımı, takmamayı öğretebileceği, saçma geliyordu. Ama gitmesi eğlenceli oluyordu, bu kesin. Kendi kendime acaba içimden-aklımdan geçirdiklerimi -"bu gece başımdan geçenlere değil kafamdan geçenlere içtim"cümlesi kadar felsefi!?!- bilebilecek mi oyunu oynuyordum. Söylememe gerek var mı bilmiyorum, hep ben kazanıyordum. Sonuçta sanırım hiçbirimiz üçüncü gözü çıkmış bir psikolog-psikiyatristle tanışmadık.

Ama bu iki psikologtan birine bir keresinde, duygularımı söylemekten çok huzursuz olduğumu, bunu yapmayı kendime itiraf edemesem de küçümsediğimi, birinin bunları bana karşı kullanma ihtimalinin beni feci boyutlarda rahatsız ettiğini itiraf edebildim. Kadın da bana sakin sakin 'öyle olmamalı, öyle düşünme' dedi. Bu cevabın sonucunda; ben randevu aldım ikinci kez ve gitmedim. Gidilmemiş yazılı psikolog randevularım olarak üniversite tarihçeme geçmiştir belki, kim bilir?

Dürüst olmak gerekirse, böylesine aptal bir cevapla beni karşılayan kadını ikinci kez göremezdim. Benim için çok büyük, insanlık içinse zerre kadar önemi olmayan, nasıl olduysa ağzımdan bilerek kaçırdığım o cümle karşısında, sadece 'oh you shouldnt'luk kadar değeri olduğunu gördüğüm bir şeyin devamını nasıl -anlataydım da kuş gibi hafifleyivereydim, kollarımı yanlara bile açmayaydım, gitmeyeydim- anlatırdım? Belki hep 'mantıklı' ve 'güçlü' sıfatları yüklendiğimdendir, aslında o kadar da mantıklı olmasam bile. Ya da kurduğum hayalleri dile döktüğümde birkaç kez bile olsa, 'yut o hayalini, seni hayalci; masal kahramanı değilsin, saçmalamayı bırak' cümlesinin bir şekilde içime işlemiş olmasındandır. Ha onların sonucunda ne oldu? Sıra sıra duvarlar yapmayı öğrendik, dikenli telleri doladık; sonra tam duvarı kıralım dedik, dikenli telleri kesmeyi unuttuğumuzu gördük.

Sonra gökten 28 elma düştü anlamsızca. İçimizdeki minik Freud'a verdik; yedi, doydu. Soru sormaya, sorduklarımızı boş bırakmak yerine kafadan atmaya devam ettik. Geçen sene şubattan kalma, tek kişilik müzeyyen senar gecesi gibi, migrene karşı şarap silahı kullanırken yine sorguladıkça sorguladık. Yazdık, yazdıklarımızı anlamaya çalıştık. Okuduklarımızı anlayamadığımızdan, yazdıklarımızı da anlayamadık. Cümle kurduk, paketledik, denize attık. Tsunami oldu, içimize aktı sorular. İnek içti, dağa kaçtı falan filan....

Ve tüm bunları niye yazdım? Birilerine ya da buraya ya da kara kaplıya eskisinden bile daha az içimi döktüğümü, günden güne daha iyi fark ediyorum. Adım atıp kırayım istiyorum bu aptal döngüyü, içimi dökerek yazabileyim yine. Hani aptalım, aptalsın, aptal olmasın; hap gibi yutmayayım ve sonradan beni arkamdan vurmasın diye.
Hepsi bu.
Sanki bi kez rahat rahat yüksek sesle ağlasam, rahatlarmışım gibi bir his işte.

Share/Bookmark

3 comments:

Passiflora said...

iyi olmuş ona bir daha gitmediğiniz :)

narsis7ekho said...

Değişik stratejileri var. Benim ilaç kullanmak istemeyen bir arkadaşıma ne yani okuyup üfleyerek mi iyileştiricem seni, iyileşmek istiyorsan iç ilaçlarını, içmezsen de gelme dedi. (Paranoya teşhis/tedavi süreci)

Benim de senin gibi birkaç tanışmam görüşmem oldu birileriyle. Sonra gerçekten ihtiyaç duyduğumda öyle karşındakinle oyun oynamayı filan bırakıyorsun. Yani ben bıraktım. Öteki türlüsü işe yaramıyor. Doğru düzgün birini bul, küçümseme güdünü uyandırmayacak biri.

Bi de tabi umarım psikiyatr/istlik bi durumun olmaz. Ben birkaç defa gittim, ilaç yazıcam dediğinin ertesi görüşmeye gitmedim =) Ama işe yaradı, o ayrı.

Ms. Parilda said...

Passiflora: Bişeyden anlamıyordu bence o.

narsis7ekho: Aslında anlatsam rahatlayacağım gibi geliyor, ama yine de içime atıyorum. Birikince de bi noktada kötülüyorum. Bu halimden hiç hoşlanmıyorum ama elimde de değil. Psikiyatristim olsana narsis :)

Related Posts with Thumbnails

Arşiv