Kendi kendime nefes alma, bağırma çabası!

Thursday, January 28, 2010 | |

Görsel loveyoutoo.deviantart.com'dan alıntıdır.
Yaz. Sil. Yaz. Sil. Yaz. Sil.
Hiç nefes alırken, nefessiz kalıyormuş ya da boğuluyormuş gibi hissettiğiniz oldu mu?
Ya da böyle durup dururken, avazınız çıktığı kadar, "Yeter!" diye bağırmak?
Başka bir sürü şey hakkında konuşurken ve aslında çok konuşan biri olarak tanınmama rağmen, sessizliğin esir aldığını düşünüyorum. Sessizlik öyle bela ve bulaşıcı bir şeydir. Sustukça susar; konuşmadıkça konuşmazsın. Sonra geriye dönüşü zordur. En garibi, konuşurken, konuşmuyor olmak ama. Bir an geliyor, tüm içimi inanılmaz bir mutsuzluk kaplıyor. Ani ve beklenmedik bir elektrik kesintisi gibi bir şey. Hatta bu anlarda, oldukça komik gelse de kelimelere dökünce, hani Harry Potter'daki ruh emicileri hatırlatıyor bana. "Kesin" diyorum; "var bu ruh emiciler ve şu an mutluluğu çekmeye geldiler." Ardından aklımdan geçen bu saçmalıkla dalga geçmeye başlıyorum. Herkes garip bir hijyen kutucuğuna girmiş gibi geliyor. Ben de tabii ki. Ama biz çocukluğumuzdan biliyor olmalıyız bunu, öğrenmiş olmalıyız. Sokağın köşesindeki bakkalın çocukları yerde buldukları gofreti ağızlarına atarlar ve hasta olmazlar; siz 2 yudum soğuk suyla zatüree geçirirsiniz. Aynı işte... Yok bunun psikolojiği, fizyolojiği, politiği, püsürü. Steril çabalarla, steril, gün görmemiş hastalıklara kapılıyoruz.

Kafamı kaldırıyorum. Ağzımı açtığımda yalan söyleyebilirim mesela. Karşımdaki de söyleyebilir. Karşı komşu söyleyebilir, annem söyleyebilir, arkadaşım da söyleyebilir, televizyondaki adam, telefondaki ses ardarda kıvırabilir yalanları. Bi sürü yalan öbekleri içinde, 'bil bakalım kim?' oynuyoruz sanki. Ya da hiçbir şey söylememe oyunu. Demirel'cilik. Şimdi biz aslıda onlar yaptı demedük, ama yapmamış da olabilirler, onun için suçlamamak gerek. Ama yaptılarsa da, görmedüüük. Öyle bir hale geliyorum ki, bileniyorum sanki. "Hık" dese herhangi biri, "ne diyorsun sen be" diye kavgaya hazır gibiyim; çünkü hep bir güvensizlik duygusu, hep bir bilimsel şüphecilik.

Hep bir iğrençlik. Bakıyorum şöyle etrafa; kaypaklıktan geçilmiyor. "Nasılsın canım?", "Ah bebeğim, kıyamam", "ay çok güzelsin, çok yakışmış", "ee sen ne yaptın şekerim, böceğim" tonlamaları, internette yazışmaları. Ulan madem bu kadar seviyor herkes herkesi, niye bu kadar bokluk içinde bu dünya; niye ya, bi söyleyin diyerek dalaşasım geliyor. Minibüste, yolda, telefonda, tanıdık tanımadık insanlar arasında.

Ne samimiyeti, ne güveni, ne inancı? Bunları söylediğimde, "yine çok düşünüyorsun, bi rahatlasan, tüm hastalıkların ondan, gevşe biraz" laflarından da nefret ediyorum. Sık sık söylüyor aralarından bazılarını annem mesela. Ee iyi rahatlayalım.. Ama ne için? Rahatlatacak ne var, görüyor musunuz siz? Ben önümü göremiyorum şahsen. Ve sıkılıyorum bundan. Bu halimden de, insanlardan da, eşyalardan da, tümünden sıkılıyorum. Gelin bi tokat atıp, sarsın; hani belki kendime gelirim, o bakımdan.

"Bunalımda ve bohem" yaşam tarzında insanları gördükçe de midem bulanıyor ayrıca. Öyle böyle değil. Dün de dedim; bir gün bu dünyanın kendini imha etmesini dört gözle bekliyorum. Tut, biraz daha tut, sonra biraz daha. Ee sonu ne, sonuç ne? Bırakın sonu ve sonucu; ne'dir yani? An geliyor; herşeyi tepetaklak edip, kırdığımı düşünüyorum. Şu an şu laptobun tuşlarına iki yumruk atmamak için bile kendimi zor tutuyorum mesela. Bağırmak istiyorum, hadi yani edelim kavga, öylesine kavga edelim, laf olsun diye, sıkıldım çünkü tırnaklarımı kendi derime geçirmekten. Yok, herkes sessiz.

Hadi kendimi geçtim; dünyaya bakıyorum, tüm iğrençlikler ortada ve herkes "değilmiş" gibi yapıyor. Çok iyiyiz sanki hepimiz. Her şeyimiz de tam, her özgürlüğümüz, her dakikamız. Bi de saygı var tabii. Hani anlamsız saygı, "ah çok pardon, rahatsız etmiyorum umarım"cılık oyunu. Ağız dolusu küfürler kusuyorum içime. Ne olacak peki?

Sakinleşmem beklenecek. Ha sakinleşeceğim de tabii ama yüzeysellikleri gördükçe ya da düşünmemin geldiği ilk anda, yeni baştan yapacağım. Ve yine ve yine. Ve yine yine yine.

Boğuluyorum.
Ve sadece birazcık inancım yerine gelsin istiyorum.

Share/Bookmark

6 comments:

LLuvia said...

Beni anlatmış bu yazın. Böyle bir dolu küfürle yazılsa daha bir rahatlayacakmışsın hissi veriyor. Susmaya alıştık yıllarca. En korkuncu işte bu alışkanlıklar. Eline sağlık, okurken benden biri daha var diye rahatladım :)

Bensel said...

"Bu yazida beni anlatmissin" grubuna ben de katiliyorum. Ozellikle nefes alirken nefessiz kalmak yok mu?
Iste o boguyor beni surekli.

Ms. Parilda said...

Lluvia ve Bensel; en azından dünyayı ele geçirip, yıkmak isteyen, sadece ben değilmişim.
Bir de, bir noktada bu her şeyi kırma düşüncesi,fantaziye dönüşüyor. Gayet tehlikeli.

verbumnonfacta said...

kulvarın başına gelir, kendinizi en artistlik atlayışınızla mümkün olduğu kadar yukarıya fırlatıp oradan suya dalarsınız. fizik kurallarının da izniyle indiğiniz derinlerden hiç ama hiçbir şey yapmaksızın sadece suyun kaldırma kuvvetiyle yukarıya doğru çıkarken işte bu, dersiniz. sadece, işte bu.

LLuvia said...

"Neden kötüleri seviyorsun?" diye sorarlar. "Benim gibi anlaşılamamış insanlar onlar." derim. Anlaşılmak çok güzel bir şey. Suyun derinliklerinden yukarı doğru çıkışını hızlandırır.

Kızdıkça yazıp yazdıkça kızıp nefretimizi kussaydık, hayatı kabullenmeyip isyan edebilseydik, bu Dünya'yı yıkıp daha güzelini yapabilir miydik acaba? O bir muallak :)

nitratex said...

absinth tavsiye ediyorum, şekerle süper oluyör.

Related Posts with Thumbnails

Arşiv