Showing posts with label dizi. Show all posts
Showing posts with label dizi. Show all posts

Aman, ürkütmeyelim!

Sunday, November 28, 2010 | |

Bu yazı eşzamanlı olarak BaskaHaber'de yayınlanmaktadır.

Ses ve görüntü ayarı senkron edilememiş videolar gibi yazıyorum bu sıralar. Aklımda biriktirip, sabaha karşı bir yerlere not etsem de, bedensel yorgunluk galip gelince, yemek ve uykuya yenik düşüyorum. İşte uyku hayaliyle dolandığım bir hafta içi gününde, halüsinatif ATM arayışı ve sise yenik düşen motor-vapur seferleri sebebiyle alternatif yola dair “derin” sorgulamalara dalmıştım ki, ara sokaktan sarışın, uzun boylu, saçları sımsıkı arkadan toplanmış bir kız ve 2 arkadaşıyla hafif çarpıştım. Başımı kaldırıp baktığımda içimden, “aaa dizi gâvuru(!)” demiştim ki, hemen ellerimle istemdışı olarak ağzımı kapadım. Mehmet Yılmaz Küçük (M.Y.K) neyse ki etrafta değildi!

Lafı uzatmak bir yana, gördüğüm ve ufaktan çarpıştığım kadın “Öyle bir geçer zaman ki” adlı dizinin oyuncularından, Carolin karakterini canlandıran Wilma Elles'ti. “Dizi izlemeyen”ler için sıradaki parça: Kendisi rol icabı, -zaten cumhuriyet tarihinin en devrimsel tepkilerinin kesinlinkle rol yapan oyunculara karşı olduğunu düşünüyorum- evli bir adamın Hollanda'lı sevgilisini canlandırıyor. Carolin'e diziyi izlerken sinir olmamak elde değil, ancak konumuz bu değil, evet; dizide, aşk uğruna çocuklarını kapıya koyan “baba”nın sevgilisini canlandırdığından, adamı yanlış bulan diğer karakterler hırslarını alamıyor. En çok da babaanne Meral Çetinkaya, Carolin'den ismiyle bahsetmek istemediğinden- metaforik bir anlamı var mı bilmiyorum. Ancak isimle seslenmek, önemsemek, varsaymak, cismileştirmek olduğundan sıfatlara büründürmenin teknik olarak tematik bir anlamı olabilir- “gâvur karısı” diye bahsediyor kendisinden.

Tam da bu metaforik mi değil mi benim henüz bir yargıya varamadığım sıfat yüzünden, bir eşitlikle yanan hükümet görevlisiyle daha tanışmış olduk. Çok şükür! Gerçi ben M.Y.K'nın bu tavrının da yine tematik bir hareket olup olmadığında da kararsızım şimdilik; kendisi de, kendisini isimlendirerek, ben varım ve buyum, demek için kahraman insan hakları savunucusu olabilir, zira. Beni alâkadar etmez tabii; ne deniyordu, “günahı boynuna” mı? Aynen ondan.

M.Y.K, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Başkanı 'mış.(bilinçli kakafoni) Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Başkanı, kurum olarak, dizilerdeki ayrımcı dilden rahatsızlık olduklarını ifade ederek, “gâvur denmesini kınıyoruz, siz en iyisi ahlaksız deyin” dedi önceki hafta. Kriter ben olamam da; son haftalarda yasa araları incelemelerim ve gündeme geçen açıklamalarla tanış olduğum “eşitlik ve adalet lodosu,” cidden utandırıyor beni kendimden. Bildiğiniz cahilmişim meğerse; burnumun ucundaki insan haklarından yana tavırlardan bihabermişim.

Başkanlık bir de detaylandırarak, dizilerin ülke insanları üzerindeki etkisine dikkat çekerek, “ayrımcılığın hoş karşılanamayacağını” belirtmiş.

Tamam, hayatımız işe gidip gelmek ve oturup dizi izlemekten ibaret bir dünya olabilir. Ancak, insan ister istemez soruyor, “ayrımcılığa bu kadar hassastık da, polislerin bonus uygulama ekstresinde o yüzden mi buram buram cinsel oryantasyon takıntısı göze çarpıyor?” diye. Ayrımcılığı türüne göre değerlendirme kararı aldılarsa da – ironiyi yok sayıyorum, sabır- çok değil yaz öncesi Mavi Marmara olayında dengeyi kaçırıp, dinsel ayrımcılık ateşiyle bağıranları hatırlamıyoruz demeyin. Ama o olayda ben aynı kurumun hiç de çıkıp “ayrımcılık kötü bir şeydir, suçtur” dediğini hatırlamıyorum.

Hadi yine tamam, tay tay demokrasi. Cin Ali demokrasi öğreniyor. Bu kez yakalamış da söylemiş, korkutmamak gerek çocukları. -İnsan haklarını savunmak yerine göre toplumsal tehlike teşkil edebilen bir şey, mâlum.- Ama el atmışken en azından gâvur darbesinden başlanmış madem, o zaman bir de şimdi hazırda “yaşasın sokak” diye çağın buluşunu yapmışçasına sevinen medya da varken; gerçek sokağa da bakılsa da ayrımcılık ayması yaşasak? Gayet hoş olurdu mesela.

Sokağa çıkarıp hemen korkutmayalım diyorsanız, en azından diğer televizyon programlarına, prime timelara, tartışmaların kapısını çalsalar?

Yine mi gol değil?

Share/Bookmark

Fatmagül bizi kurtar!

Sunday, September 26, 2010 | |

Bu yazı eşzamanlı olarak baskahaber.blogspot.com'da da yayınlanmıştır.


Ana akım medya organlarından birinin gazetesi, reyting yorumları yaptığı sayfalarda müjdeliyordu 25 Eylül 2010 itibariyle: “Fatmagül, Kurtları geçti!” Beynim parantez açtı aniden istemsiz bir şekilde; yani tecavüz, adam öldürmeyi yenmiş. Aman da aman, sevinelim; ilerleme kaydetmişiz zira. Dava uğruna adam öldürmeden, tecavüzden zevk almaya geçmişiz halk olarak. Vallahi bravo! 5 sene önce bunu tahayyül edebilir miydiniz ki?

1,5 sene evvel zaman içinde, barış adına dünyayı gezen ve “Pippa Bacca” adıyla tanınan İtalyan sanatçısı Giuseppina Pasqualino di Marineo, tecavüz edilerek öldürülmüş; 11 gün sonra yakalanan katili Murat Karataş, her şeyin bir çırpıda olduğunu gözümüze sokmuştu.

Otostop yapan kadını kamyonetime aldım, Tavşanlı Köyü yakınlarında tenha yere götürdüm, direnmesine rağmen kamyonette boğuşup tecavüz ettim, ardından boğdum ve öldüğünü anlayınca da cesedini kimse bulamasın diye çalılıklara sakladım. Her şey bir saat içinde oldu.” *

Yorumlarımızın üzücü kısımlarını da hatırlatayım mı?

Türkiye sınırlarında genç bir kadının gelinliği ile ne aradığını, başını gelecekleri tahmin etmesi gerektiğini, tehlikenin farkında olmamasının nasıl da bir naiflik ibaresi olduğundan dem vurmuş; kaçamadığımız tecavüzün, münazara kısmından zevk almaya çabalamıştık. Sonra?
Sonra unuttuk.

Çok daha yakın bir zamanda, Siirt'te 7 ilköğretim okulu öğrencisi kıza, 14-70 yaşları arasında onlarca erkeğin tecavüz ettiğini duyduk. “Allah belalarını versin” dedi kimileri; bir grup “ne olacak, oralar hep böyle” diye ağzının içinden ve dışından beyin hücrelerimizi bir kez de etnik tecavüzcülük kimliği algısıyla deşti. Onlarca adam göz altına alındı, akibetlerini bilmeden unuttuk ve başka boyuta geçtik.

Çünkü bizim artık bir dizimiz vardı ve biz Türkiye gerçeklerini ancak oradan öğrenebilirdik. Fatmagül adında koyunlarını otlatan bir genç kadın, dört zengin genç erkek tarafından tecavüze uğruyordu. Hepsinin tecavüzünü ardarda izledik. Kanal değiştirdi kimileri çocuklarının namusu için; o çok sevdiğimiz Türk örf ve ananelerine uygunluğumuza zarar gelmesin diye eleştirip kınayan da vardı elbet. Sonra hızımızı alamayıp yazıp çizerek ve ekran önlerinde konuşmaya devam ettik. Fatmagül izlenmelere doyamadı. Hülya Avşar'ın aynı senaryonun sinemaya yansımış rolünü hatırladı bazılarımız; karşılaştırdık. “Beren Saat mı daha iyi tecavüze uğradı, Hülya Avşar mı?”

Haliyle bu konuda da kararsız kaldık; ancak ekrandaki tecavüzü, gerçeklerin aksine beynimize kazıdık. Unuttukça arattık, yeniden izledik; olmadı mı, tekrarını kanal soktu gözümüze. Aslına bakarsanız, iyi de yaptı. Tecavüzden kaçamadığımızı ve kaçamayacağımızı, yamuk bir algıyla öğrendik.

Tecavüz ekranı tartışıladursun, İsmail Sezer isimli Selçuk Üniversitesi'ni öğrencisi suç duyurusunda bulundu kanal yönetmeni, kanal ve RTÜK'e, prime time dediğimiz televizyon izlemeye beynimizin en “açık” olduğu saatlerde tecavüz sahnelerine izin verildiği için. Tecavüz değil, yansıması bozmuştu sinirimizi; ne hakla sokulurdu gözümüze böyle çoluk çocuk pijamalarımızı giyip, çekirdek çitleyip, çay içerek izlediğimiz televizyonlardan? Kabul edemezdik. Kahramanımız İsmail Sezer, günümüzü kurtarmış ve bizi tecavüz gerçeğiyle ilgili halüsinatif dünyamıza geri sokmuştu işte. Müteşşekkir olmalıydık; “Oh iyi etmiş, helal olsun” diyerek dile getirdik zaten.

Ben şahidim.

Ve yine bu haftaya geldik. Tecavüzün devamında, Fatmagül, Kurtları ezip geçti. Gerçek hayattaki tecavüze ekranda sığınıp, rahatlama yaşıyoruz. Niye mi izliyoruz Fatmagül'ü?

Çünkü Fatmagül, öyle güzel, öyle masum ki; bize yalancıktan bir huzur sağlıyor. Tecavüzü ekrana bırakıyor, gerçek hayattan çıkartıyor. Ülke-cek, dünya-cak rahat uyuyabilelim diye.

Tecavüzden, ekranla zevk almayı öğreniyoruz.
Teşekkürler Fatmagül (!)
Gerçi sen Bihter'ken, kocanın tecavüzünü mazur görüp, tartışmamıştık seni ve hemen unutmuştuk onu da ama olsun.

Umarız bu kez kurtarırsın bizi.


Share/Bookmark

Related Posts with Thumbnails

Arşiv