Showing posts with label kahve. Show all posts
Showing posts with label kahve. Show all posts

Kendimi duymak istemiyorum ki!

Sunday, June 13, 2010 | |

görsel: blackproserpine.deviantart.com

İyice içime döndüm yine bu aralar. Ama bu kez insanlarla bağımı koparmamaya çalışıyorum. İnsanlar dediğim de kocaman bir kitle, veyahut tüm dünyayı kucaklamak fikri filan da değil. Hayatımdaki en azından üç beş insana bir şekilde yazarak, kerpetenle çekiliyormuşçasına olsa da iki kelam ederek bağımı koparmamaya çalışmak. Çünkü biliyorum, kendimi çok iyi tanıyorum, bunu yapmazsam aylarca ne arayıp soracağım yine kimseyi; bir şeyler karalamayacağım, kafayı bozacağım ve kendimle kavga edip duracağım. En azından azıcık olsun önlemeye uğraşıyorum işte kendimce.

Referans istediğim hocalarımdan biri olan yazar Outka'ya yazdım yine biraz dertleşir gibi; o da aynen ilgisini belli ederek cevap yazdı. Heteroseksüel ya da kadın olmasaydım, aşık olurdum bu kadına, eminim. Bir yanı bana inanılmaz derecede Virginia Woolf'u anımsatıyor, bir yandan tam da onun zıttı olacak kadar hayata bağlı işte. Dinlerken gerçekten dinleyen insanlardan, önemsendiğinizi hissettiren ve insanın kendinin bile zaman zaman "ne kadar ufak ve salak şeyler bu beni yoran takıntılarım" dediği şeyleri önemseyen ve de 2dakika sonra çöpe atılmayacağını düşündürenlerden. Bu ilk hafif bağımı koparmama uğraşım arasında yaptıklarımdandı.

--Ankara'ya gitmem gerekiyor; denkliğim çıktı, onu almaya. Ancak geçen hafta geçirdiğim migren atağım sonrasında pek toparlanamadım, hava da sadece daha da sersemleştirmekten başka hiçbir işe yaramadı. Öyle ki; yazlığa geçme düşüncesi yaparken, tıkılıp kaldık evin içinde. Telefonlarına çıksa denklik birimi, söyleyebilsem adrese yollar mısınız diye; ne güzel olacak ama 3 haftadır meşgul ve de sonuçsuz çalışlardan başka bir şey yok. Neyse, önemsiz zaten bu. --

İkinci bağ tutunuşum, Dilyana oldu. Şu vefa ve sık sık hal hatır sorma konusunda feci başarısız biriyim. Arkadaşlarımdan birkaçı da tam tersim olunca, zor oluyor. "Uzun bir e-mail yazacağım sana" deyip, 2 ay ses çıkarmadım. Ta ki; "yazacaksan yaz şunu, sinir ettin beni yine" tepkisini alana kadar. Oturup yazdım. Aslında bunları oturmuş da gecenin bu saatinde buraya anlattığım hakkında hiçbir fikrim de yok. Aynı içime dönme korkusundan sanırım.

Burayı uzun süre takip edenler bilir, Dilyana en kahve-sigara arkadaşımdır. Üniversitenin ilk haftalarında, birinin ona gelip benimle konuşursa rahatlayabileceğini söylemesi sonrası, bikaç sigara, bir bardak kahve ve bolca kelime eşliğinde başlamış bir dostluğumuz var. Benim dengesizliğim sebebiyle birçok kez sürekli beraber olma ile nadiren beraber takılma arasında seyreden bir şey olsa da; güvenebileceğim bir kişinin daha olduğunu bilmek güzel bir duygu. Hava dondurucu soğuk, sağnak yağışlı ya da nemden öldüren bir sıcaklıkmış takmaz; binanın önünde bir taşa oturup saatlerce ardı kesilmeyen zincirleme sigara ayinleri yapar gibi içerdik sigara ve kahveyi. Kendi içime döndüğüm zamanlarda ise ben yanıma ipodu alıp yüksek sesli şarkılar eşliğinde gerçekleştirirdim aynı eylemi.

Bu zamanlarda kaç sigarayı ardarda içtiğimi hatırlamaz; tek hatırladığım bulunduğum yeri bile bilmeden oturduğum-yürüdüğüm-düşündüğüm olurdu. Özellikle gece yarısından sonraya denk gelirdi. Tropik iklime bürünen hava sebebiyle oldukça serinleyen ve sağnak yağışlı günlerden bugün yine yaptım aynı şeyi balkonda işte. Çok uzun süre sonra hem de. Kül tablasının içine su doldurdum uçmasın içindekiler etrafa diye, müziği açtım, başımı sandalyenin arkasına dayadım, bacaklarımı da balkonun demirlerine yaslayıp, gözlerimi kapattım. Yine hatırlamıyorum ne düşündüğümü; aynı kara delik hissi, sanki o anı yaşayan ben değilmişçesine. Ha bir de içtiğim sigaranın sayısını gizleyebilmek için her izmariti kül tablası içinde bırakamayacak olmamın üzerimde yarattığı baskıyla yarısını balkondan aşağı attım. Terbiyesiz ve de kötüyüm; biliyorum. Hatta bu yaptığım da çok yanlış bir şey; onu da biliyorum. Ama yine aynı şekilde oturuyor olsam, yine aynı şekilde atacağımı bildiğimden, bir bahaneye sığınma gereksinimi de duyamıyorum.

Saat neredeyse 4 olacak; sırf unutmamak için yazıyorum bunları da buraya. Yeniden kendime dönmek istemiyorum; her şeyi sorgulamaktan da yoruldum. Hazır Dünya kupası da varken gelişine voleler atmak istiyorum anlayacağınız. Vuvuzelalar da kendimi dinlememi önlüyor; iyi de oluyor.

Share/Bookmark

Kahvenizi nasıl alırdınız ? IV.

Wednesday, October 14, 2009 | |

Görsel visualfield.deviantart.com'dan alınmıştır.
Kahve serisinin sevildiğini düşündüğümden, biraz daha devam etmekte bir sakınca görmüyorum.


Annemin kahve tüketimi ile ilgili sık sık dile getirdiği bir şey vardır. Yurtdışında belli bir süre yaşamış olanların, kahve alışkanlıklarının fazla olduğunu, sabah kahvesiz duramadığını düşünür. Bunda doğruluk payı olup olmadığını tam olarak bilmemekle birlikte, çevresel faktörlerin kahve tüketiminde büyük etkisi olduğuna inanıyorum. Bundan yola çıkarak, ülkelere göre kahve tüketimlerini araştırdım biraz. Her ne kadar bazı siteler kahve tüketiminin en çok olduğu yerin ABD olduğunu söylese de; bu o kadar da doğru değil. Çünkü lider, kişi başına düşen kahve tüketimine bakıldığında; İskandinav ülkeleri. Yapılan son istatistiki çalışmalara göre; kişi başına düşen kahve tüketiminde, ülkeler arası sıralama şöyle yapılmış:

1. Norveç - 10.7 kgs
2. Finlandiya - 10.1 kgs
3. Danimarka - 9.7 kgs
4. İsveç - 7.8 kgs
5. Hollanda - 7. 1kgs
6. İsviçre - 7 kgs
7. Almanya - 5.7 kgs
8. Avusturya - 5.5 kgs
9. Belçika - 5 kgs
10. Fransa - 3.9 kgs
11. İtalya - 3.2 kgs
12. ABD - 3 kgs
13. Kanada - 2.4 kgs
14. Avustralya - 2 kgs
15. Japonya - 1.4 kgs
16. İngiltere - 1.2 kgs
17. Yeni Zelanda - 0.9 kgs
18. İrlanda - 0.7 kgs

Sıralamalar böyle olsa da, birkaç farklı araştırmaya göre, kahve tüketimine içilen fincan sayısı olarak bakıldığında, İtalya'nın 1. sırada yer aldığı söyleniyor. Kahve tüketimi hesaplanırken genellikle parametre olarak tüketilen öğütülmüş kahve ve kahve çekirdeklerinin kilo cinsinden değeri kullanılıyor. Bu şekilde hesaplamalarda, bardak başına konulan ile içilmeyip çöpe giden kahve miktarının doğru hesaplanamadığı düşünülüyor. Örneğin, İskandinav ülkelerinde daha çok filtre kahve tüketiminin olduğu, bunun da genellikle ofis ya da evlerde içilmesi sebebiyle, kahve bardağı başına içilen kahveye yeterli önem verilmediği gerekçesiyle, gereksiz kahve harcamasının %30'lara vardığı, söylentiler arasında. Ortalama bir filtre kahveye 10g öğütülmüş kahve konurken, espressonun ideal ölçüsünün 7g olması, 100 fincan filtre kahvenin 140 fincan espressoya eşit olması gibi bir denklemi ortaya çıkartıyor. Aynı şekilde, bir üstte yazılan argümanın devamı niteliğindeki, boşa harcanan kahve miktarı, kahve tüketimin daha çok cafe ve kahvehanelerde yapıldığı yerlerde yok denilebilecek kadar azalıyor.


Bir kahveye konulan kahve miktarı, kahve fincanının boyutu ve artan işsizlikle paralel derecede artan kahvehane kullanımını göz önünde bulundurursak; sizce de Türkiye'nin kahve tüketimi de dış mihraklarca, gözden kaçırılıyor olamaz mı? :)

Share/Bookmark

Kahvenizi nasıl alırdınız ? III.

Wednesday, October 7, 2009 | |


Kahvenizi iyi tanıyın!

Wired dergisinde yayınlanmış, geçtiğimiz günlerde gördüğüm bu yazıyı görünce dayanamadım, Türkçeye uyarladım. Kahvenin hafif meleksi, hafif şeytani yanlarını da yazmasam olmazdı hem.


Kafein: Esasında nikotin ve kokainde olduğu gibi alkaloid bir bitki toksini olan kafein, nöroalıcılarımızın uyku kimyasalı olan adenosini almasını engelleyerek vücudumuzu harekete geçiren bir böcek öldürücü.

Su: Sıcak su,kahve çekirdeklerinin içindeki aromanın süzülüp, dağılmasını sağlayan mükemmel bir çözücü. İyi bir kahvede %98.75 su ve %1.25 çözülen madde bulunur. Kafein idrar söktürücü özelliğe sahip olduğundan, kahve içmeye yeni başlayanlar, birada olduğu gibi çok daha çabuk suyu dışarı atarlar. Kahve bağımlılarının metabolizmaları ise buna bağışıklık sağlamış durumdadır.

2-Etilfenol: Sabahları uyandığınızda katranımsı, ilaç gibi bir koku yaratır. Etilfenol aynı zamanda karafatma uyarıcı feromonların, yani böcek sürülerini tehlikeye karşı uyaran bir kimyasalın bileşenlerindendir.

Kinik asit: İşte kahveye o hafif kekremsi tadı veren şey. İyi yönden bakılırsa, kinik asit, grip ilacı olan Tamiflu'nun etken maddelerinden de biridir.

3.5 dikafolkinik asit: Kahvenin 'melek'si özelliklerinden biri daha. Uzmanlar labaratuarda nöronları bu asitle ön işleme tabi tutuklarında, hücrelerin kayda değer şekilde ciddi hasarlara karşı korunduğunu görmüşlerdir. Bu asit sayesinde, kahveniz vücudunuz için antioksidan etkisi yaratır.

Dimetil-disülfit: Kavrulmuş kahve çekirdeklerini ürünlerden biri olsa da, öğütülmüş kahvelerde neredeyse yok denilecek kadar az. İlginçliği, dışkıya kokusunu veren bileşen olmasından geliyor.

Asetil-metil-carbinol: Günlük kahveniz, zengin ve kremamsı tadını, işte bu tereyağına ve mikrodalgada pişirilen patlamış mısıra da tadını veren yanıcı sarı sıvıdan alıyor.

Putresin: Eğer bozulmuş etin niye zehirli olduğunu merak ediyorsanız, bu maddeyi iyi tanıyın. Etin içindeki E. koli bakteriler amino asitlere parçalandığında ortaya çıkan putresin, kahve çekirdeklerinin içinde doğuştan bulunuyor ve kahvenin kokusu da aslında buradan geliyor.

Trigonelin : Kahvenizin dişinizdeki çürüklerin artmasını engellediğini hiç düşünmüş müydünüz? Aslında Niasin'in içindeki etken madde olan Trigonelin , kahveye hafif tatlı tadını vermekle kalmıyor, bir yandan da dişlere zarar verip, çürüklere sebep olan Streptokokus bakterilerileriyle savaşıyor.

Niasin: Diş meleği trigonelin, 160 F'den sonra yapısının bozulması sebebiyle, B3 vitaminlerinden biri olan niasinin de süzülmesini önlüyor. Ancak metabolizmanız günde 2-3 bardağı rahatlıkla tolere edebiliyor.

Kahvenizi nasıl alırdınız I.
Kahvenizi nasıl alırdınız II
.


Bu yazı serisi devam etsin mi?
Bu tip derlemeler okumayı daha fazla ister misiniz?

Share/Bookmark

Kahvenizi nasıl alırdınız ? II.

Tuesday, October 6, 2009 | |


Dünden devam. Bugün de kahvenin süslenmiş, biraz şımarık, burjuva halleri...

Cafe Frappe: Yarımşar ölçek koyu kahve ve dondurmanın blenderdan geçirilmesiyle ortaya çıkan, 'soğuk kahve' olarak da bilinen karışım.

Cappucino: Eşit oranlarda, yani 1/3 ölçü espresso, 1/3 ölçü buharla hazırlanmış süt ve 1/3 köpürtülmüş süt. Genellikle üzerine tarçın ya da çikolata parçacıkları gibi süslemelerle servis edilir. Star.bucks gibi kahve satıcıları genellikle bu oranları, daha çok süt daha az kahve koyarak, bozarlar.

Cappucino con panna: 'Con panna' nın ne demek olduğunu dün yazmıştım; her tür kahve ve kahve karışımlarının üzerine krema (kremşantimsi bir krema) eklenmesi.

Dry cappucino: Bildiğimiz cappucinonun daha az köpüklü ve buharda kaynatılmış süt olmamasıyla ortaya çıkan hali.

Espresso correto: Kahvenin bir alkol almış daha, bu kez hazırlama aşamasında. 1 ölçü esprossaya, arzu edilen ölçüde alkollü bir içki eklenmesi. Genellikle kahvenin içine yakışan içkiler: Viski, konyak, kahve likörü.

Cafe Latte: 1 ölçü espressonun içine, 3 katı ölçüde buharla hazırlanmış süt eklenerek yapılır.Tercihen büyük bardaklarda servis edilir. İtalya'da 'latte', 'süt' anlamına geldiğinden, sipariş verirken dikkat edin; sütlü kahve olmasın.

Cafe au Lait: Latteye benzeyen, yalnız espresso yerine öğütülmüş ya da dövülmüş kahve ile yapılan karışım. Cafe Latte ve Cafe au Lait (Cafe con Leche), aynı zamanda kahvenin İspanyol ve Fransız hali olarak bilinir.

Macchiato: Kahve satıcılarının Latte istediğinizde büyük ihtimal size sattığı ürün. Aynı Latte gibi, 1 ölçü espresso, bu kez 4 katı kadar buharla hazırlanmış süt.

Moccha: Macchiato ya da Latte'ye çeşitli aromalarda çikolata şurubu ekleyerek yapılır. Beyaz çikolata, bitter ya da sütlü çikolatayla hazırlanabilir.

Wiener melange: Her hangi bir türde hazırlanmış kahve (filtre ya da hazır), süt ve eritilmiş çikolata karışımı.


Yarın: Kahvenin acı yanı.


Çeşitli kahve ve cafe sitelerinden ve bir kahve delisi olan benim bilgilerimden yararlanılarak derlenmiştir.

Share/Bookmark

Kahvenizi nasıl alırdınız ? I.

Monday, October 5, 2009 | |


Madem bir şeylere karşı çıkmak çoğunlukla zor geliyor, 'bari olanlara karşı gözlerimiz açık olsun da uyumaya karşı direnelim' diyorsanız, buyrun. Intro to Coffee drinks 101.
Kahvenizi nasıl alırdınız?

Espresso: İdeal ölçüsü 7gram olan, türk kahvesinin biraz daha az kavrulmuşu olan bu kahve, telvesiz bir türk kahvesine benzetilebilir. Kafein miktarı ve tat bakımından kahve tadının en yoğun geldiği tür ve bir çok cafe'nin kahve karışımlarının ana maddesi olarak tanınır. İyi bir espressoda zengin ve sert bir aroma ile servis edilirken kalın bir köpük katmanının bulunması beklenir.

Doppio espresso: Duble espresso.

Espresso con panna: Saf espressonun üzerine krema eklenerek servis edilen hali.

Ristretto: Normal ölçü espressonun, yarı ölçekte suyla hazırlanmış hali. Espressoyu daha sert yapsa da, kahvenin karamelaya benzer tadını da ortaya çıkardığı söyleniyor.

Americano: Americano'nun tarihine bakarsanız, isminden de anlaşılacağı gibi; espressonun sertliğine dayanamayan Amerikalıların, onu biraz yumuşatıp, büyük bir kahve fincanını doldurur hale getirme çabasıyla, 1 ölçü espresso shotuna su eklemeleriyle ortaya çıkmıştır. Kendisine, büyük boy bir koyu kahve de denilebilir.

Black coffee ya da schwarzer: Koyu kahve dediğimiz, French press ya da filtre kahvenin krema veya süt olmadan servis edilen hali. Almanya'da 'schwarzer' dendiğinde, içine şeker de istemediğiniz kabul edilir.

White coffee ya da (Grosser) Brauner: Beyaz kahve; yani süt eklenmiş, kupalarda servis edilen, koyu kahve.

A shot in the dark: (Karanlıkta bir shot) Hammerhead olarak da bilinen bu tarif, schwarzerın içine 1 ölçü espresso eklenerek yapılır.

Türk kahvesi: Yurt dışında Yunan kahvesi ya da Türk kahvesi demek aynı kapıya çıkar. Tarifini bilmeyen?

Buzlu kahve (Iced coffee): Buzlu çay tarifinin kahveyle uygulanmış hali. Arzu edilirse süt ya da krema eklenebilir.

Kapuziner: Köpürtülmüş koyu kahve.

Madras (Hint) Filtre kahve: Hindistan'ın güneyinde, koyu ve taneli kavrulmuş Arabica ve Peaberry kahve çekirdeklerinden yapılır. Servis edilmeden önce, uzun süre geleneksel metal filtrelerde hazırlanır ve 3'te 1'i kadar süt eklenir.

Hazır kahve: Dondurulmuş ve suda çözünür hale getirilen dövülmüş kahveye su, isteğe bağlı olarak süt ya da krema, eklenerek yapılan, bildiğimiz Nescafe, Jacobs kahveleri. İçinde filtre kahvenin bıraktığı hoşluğu bulmak daha zordur.

Kopi Tubruk: Endonezya'ya özgü, Türk kahvesine çok benzeyen, ancak daha koyu ve kalın kavrulmuş kahvenin, küp şekerle beraber kaynatılmasıyla yapılır.

İrlanda kahvesi: İrlanda viskisiyle karıştırılmış, üzerinde krema tabakası olan, kısacası, kahvenin alkol almış hali.



Yarın: Latte, Au Lait, Macchiato ve türevleri.



Çeşitli kahve ve cafe sitelerinden ve bir kahve delisi olan benim bilgilerimden yararlanılarak derlenmiştir.

Share/Bookmark

Related Posts with Thumbnails

Arşiv