Showing posts with label çocuk. Show all posts
Showing posts with label çocuk. Show all posts
Kum
Sunday, April 4, 2010 | Posted by Tugc at 12:36 AM | Labels: çocuk, kum
Çocukların kumda oynarken yıkılan kaleleri düzeltme eğilimi, belki de hayatlarında ilk kendi başlarına durma, düzeltme, direnme çabaları olduğu için beni o kadar etkiliyor. Küçücük elleriyle, sürekli akıp giden kumları bir yandan, üstten, altından, mızmızlanmadan yeniden biraraya getirme uğraşının, ne biçim bir kafa tutma olduğunu, onlar da bilmez aslında. Belki de bu yüzden o kadar etkileyici, çürümeye iyiden iyiye yüz tutmuş "büyük"ler, eğer içlerinde azıcık "küçüklük"leri kalmışsa, derinden sarsıcı bir darbedir o minik ellerinin toparlama hali... Kendilerini bilmemezliklerinden, kum gibi kendileriyle harmanlanabilme yetilerinden..
Sobe!
Monday, March 22, 2010 | Posted by Tugc at 11:19 AM | Labels: çocuk, saklambaç, Sobeleme
Dün sabah dışardan gelen beyaz gürültüden, alt-yan-üst veyahut hemencecik bizim sokakta geçen arabaların sesine kulak tıkamak, bir yerlerde gelen inşaat seslerinden kulaklarımızı korumak için yine kapamıştık aslında balkon kapısını. Kafamı da gömmüştüm okunacak bir şeylere, içeriden de odadan belli belirsiz anathema duyuluyordu. Dayanamayıp açtığımızda kapıyı, parıl parıl bir ses yankılandı tüm bu beyaz gürültüyü sıyırarak. Ne zamandır işitilmedik çocukların oyuna kaçış seslerinden ufak bir kız çocuğuna ait olanı.
"İlayda sobe!"
Kurumaya yüz tutan bir bitkinin can suyu gibi bir şey. 'Bunu duymasam çürüyecekmişim neredeyse, son kullanma tarihim geçiyormuş az daha' dedirteninden. Umutlanmak için bir tatlı kaşığı, parıldak sebep. En azından birileri bir yerlerde, sokak ortasında hala saklambaç oynayıp, sobelenerek koşuyor kaçıp korkmadan.
Sobe!
Kadınlar ve Çocuklar
Sunday, March 14, 2010 | Posted by Tugc at 12:24 PM | Labels: alıntı, arjantin, çocuk, kadın, kayıplar, plazo de mayo, rita arditti
Baskıcı rejim politikasının bir parçası olarak çocukları hedef alan ordu, özellikle rejimin 'bölücü' olarak addettiği kişileri "hizaya getirmek" üzere zalim bir yol izledi: Çocuklarının kimliklerini tahrip ederek, geleceklerini onlardan çaldı. Ordu, değerlerin ve kimliklerin nesilden nesile aktarılması hususunda ailelerin, özellikle de annelerin, önemini çok iyi kavramıştı. Ve kadınları, rejimi zora sokmaya cüret edebilecek olanları yetiştirmekten ötürü cezalandırdı. (Rita Arditti-Yaşam Arayışında; Plazo de Mayo Büyükanneleri ve Arjantin'in Kayıp Çocukları)
In targeting children as part of its repressive policies, the military devised an especially cruel way to discipline those the regime considered "subversives": it robbed them of a future by destroying the identity of their children. The military well understood the importance of families, particularly mothers, in transmitting values and identity from generation to generation, and it punished the women for raising those who would dare challenge the regime. (Rita Arditti-Searching for Life.)
Kadınlar ve Çocuklar
Aaa ne şirinmiş!
Friday, May 8, 2009 | Posted by Tugc at 7:24 AM | Labels: çocuk
"Lejo" adında, Hollanda menşeili, sadece parmaklar ve 2 çift maket göz kullanarak oynatılan kukla oyunu var. ("mış" aslında, ben daha bugün akordeon videoları aratırken bulup, araştırdım.) Birazcık çocuk ruhunuz varsa, inanılmaz şirin gelen diyalogsuz ve arkaplanda sadece hafif bir müziğin eşlik ettiği bu kukla oyununa, benim gibi bayılmamanız "çocuk" ruhunuzu kaybetmişliğinize dalalet olmaktan başka bir şey olamaz.
Lejo'ya Susam Sokağı'nda rastlamak mümkünmüş aslında ama Türkiye "çocuk" olmaktan ve "çocuk"larını anlamaktan medya dünyasıyla elele kolkola vazgeçmiş olduğundan; biz göremiyoruz. Digitürk ya da türevi kablolu televizyon yayınlarından kullanmıyorsanız; veyahut "Ya benim çocuğum illaki elinde kumanda "babytv, jojo, jetix, cartoon network"te zapzap yapmak zorunda mı; yok mudur "ehiehi" yaparak kıkırdayacağı ve bir şeyler öğreneceği programlar filan" diyorsanız, bi şu Lejo'yu izleyin beraber.
"Ama benim çocuğum yok!" diyenleri de unutmadım.
Siz de sabah kalkıp, "aaa ne tatlıymış" demek istiyorsanız hemen şu dediklerimi yapın.
Şu siteye giriyorsunuz. Ardından ya ingilizceye çevirip, videolara tıklayın; ya da flemenkçesindeyken "filmpjes" in üzerini tıklayın. O kadarcık :)
P.S: Mezun olma stresi beni çocukluğuma yakınlaştırdı.
Aaa ne şirinmiş!
Subscribe to:
Posts (Atom)



